Ölen Kamu Görevlisinin Erkek Çocuğuna İkramiye Ödenmemesi Anayasaya Aykırı mı?

Ölen Kamu Görevlisinin Erkek Çocuğuna İkramiye Ödenmemesi Anayasaya Aykırı mı?
125×125

Anayasa Mahkemesi, kamu görevlisi olarak görev yapmakta iken vefat eden sigortalının (iştirakçinin), dul eşi ile kız çocuğuna payları oranında emekli ikramiyesi ödenirken erkek çocuğuna ödeme yapılmamasının Anayasaya Mahkemenin, söz konusu hükümlerin iptali için yaptığı başvuruyu reddetti.

….

III.      ESASIN İNCELENMESİ

D.    Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

26. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar Anayasa’nın 60. maddesi yönünden de incelenmiştir.

27. Kanun’un 89. maddesinin itiraz konusu ibareyi içeren yedinci fıkrasında emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanmadan veyahut toptan ödeme yapılmadan ölen iştirakçiler için Kanun’da belirlenen esaslara göre hesaplanacak ikramiyenin tamamının, aylığa veya toptan ödemeye hak kazanan dul ve yetimlere, bu Kanun’un mülga 68. maddesinde gösterilen hisseleriyle orantılı olarak ödeneceği belirtilmiş olup bu kurala yönelik esas inceleme “aylığa veya toptan ödemeye hak kazanan ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmıştır. Maddenin onuncu fıkrasının itiraz konusu bölümünde ise ölüm tarihinde aylığa müstahak dul ve yetim bırakmadan ölen iştirakçilerin ikramiyelerinin kanuni mirasçılarına ödeneceği düzenlenmekte olup bu kurala ilişkin esas inceleme “aylığa müstahak” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmıştır.

28.Her iki kural da iştirakçinin ölümü üzerine emekli ikramiyesinin kimlere ödeneceği hususunu açıklığa kavuşturan ve bu anlamda birbirini tamamlayan düzenlemelerdir. Yedinci fıkra ikramiyenin tamamının aylığa veya toptan ödemeye hak kazanan dul ve yetimlere ödenmesini öngörürken onuncu fıkra bu niteliği haiz dul ve yetim bulunmaması hâlinde ikramiyenin diğer kanuni mirasçılara ödenmesini öngörmektedir.

29. Anayasa’nın 60. maddesinde, “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir,/Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” denilmektedir. Buna göre sosyal güvenlik herkes için bir hak ve bunu gerçekleştirmek devlet için bir görevdir.

30.Sosyal güvenlik, bireylerin istek ve iradeleri dışında oluşan sosyal risklerin, kendilerinin ve geçindirmekle yükümlü oldukları kişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı ve harcama artırıcı etkilerinin en aza indirilmesi, ayrıca sağlıklı ve asgari hayat standardının güvence altına alınmasıdır. Bu güvencenin gerçekleştirilebilmesi için sosyal güvenlik kuruluşları oluşturularak kişilerin, yaşlılık, hastalık, malullük, kaza ve ölüm gibi sosyal risklere karşı asgari yaşam düzeylerinin korunması amaçlanmaktadır.

31.Emekli ikramiyesi; emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı almaya hak kazanan kamu çalışanlarına, aylıklarda yapılan emekli kesintilerinden bağımsız olarak çalışmada istikrar ve devamlılığı sağlamak amacıyla ve sosyal devlet ilkesi gereğince bir defaya mahsus olmak üzere yapılan bir ödemedir.

32. Anayasal ilkelere aykırı olmamak kaydıyla emekli ikramiyesinin kimlere hangi koşullarda ödeneceğini belirleme konusunda kanun koyucu takdir yetkisine sahiptir. Kanun koyucu itiraz konusu kurallar ile emekli ikramiyesinin ölüm tarihinde aylığa müstahak olan dul ve yetimlere ödenmesini, aylığa müstahak dul ve yetim bulunmaması durumunda ise bu haktan kanuni mirasçıların yararlandırılmasını öngörmüştür.

33.  5434 sayılı Kanun’a göre dul eş, çocuklar ile anne ve baba arasından Kanun’un belirlediği şartlan sağlayanlara dul ve yetim aylığı bağlanmaktadır. Kamu görevlisi olmamak, evli olmamak, muhtaç durumda olmak, öğrenim durumuna göre belirli bir yaşı doldurmamış olmak gibi ekonomik yönden zayıflığın göstergesi sayılabilecek bu şartların temelinde ölenin desteğine ihtiyaç duyulması yatmaktadır.

34.Emekli ikramiyesi de tıpkı dul ve yetim aylığı gibi bir sosyal güvenlik ödemesi olup kanun koyucu bu ikramiyenin verileceği kişilerin belirlenmesinde ölen iştirakçinin vefatıyla onun maddi desteğinden yoksun kalanları gözetmiş, onların sosyal güvenliğini sağlamayı amaçlamıştır. Bir başka deyişle, kanun koyucu tarafından dul ve yetim aylığı bağlanmasında olduğu gibi emekli ikramiyesinin de ölenin desteğinden yoksun kalan kişilere ödenmesi öngörülmüş, diğer kanuni mirasçılara emekli ikramiyesi ödenmesi ise ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin olmaması koşuluna bağlanmıştır.

35. Emekli ikramiyesi, iştirakçinin emekli olduktan sonraki hayatını kolaylaştırma amacını gütmektedir. Bu husus, onunla birlikte yaşayıp onun desteğine ihtiyaç duyan kişiler yönünden de geçerlidir. Dolayısıyla, iştirakçinin ölümü nedeniyle desteğinden yoksun kalan kişilere bu ödemenin yapılması, sosyal güvenlik hakkının bir parçası olarak değerlendirilebilir.

36. Bu itibarla kanun koyucu tarafından emekli ikramiyesinin ödeneceği kişiler belirlenirken kişilere asgari yaşam düzeyi sağlamayı amaçlayan sosyal güvenlik ilkesi gereğince ölenin alt soyu olarak kanuni mirasçıları arasından ölenin desteğine muhtaç olanların korunmasında ve bu kişilere öncelik tanınmasında sosyal güvenlik ilkesi ile çelişen bir yön bulunmamaktadır.

37. Anayasa’nın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./ Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz./ Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz./ Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denilmek suretiyle “kanun önünde eşitlik ilkesi”ne yer verilmiştir.

38.  Kanun önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı; aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, kişilere ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.

39.Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz denilmektedir. Anayasa’mn anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır.

40. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında emeklilik ikramiyesi gibi sosyal güvenlik ödemelerinin ekonomik birer mal varlığı değeri olduğundan Anayasa’nın 35. maddesi anlamında mülk teşkil ettiğini kabul etmiştir (Ferda Yeşiltepe [GK], B. No: 2014/7621,25/7/2017, §47).

41.Mülkiyet hakkı bağlamında eşitlik ilkesi yönünden yapılacak anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın 10. maddesi çerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişilere farklı muamelenin mevcut olup olmadığı tespit edilmeli, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasında mülkiyet hakkına müdahale bakımından farklılık gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Bundan sonra farklı muamelenin objektif ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı ve nihayetinde farklı muamelenin ölçülü olup olmadığı hususları irdelenmelidir.

42. Görevi başında iken ölen iştirakçinin yetim çocuklarının tümünün kanuni mirasçı statüsünde bulunduğu açıktır. İtiraz konusu kurallar ile iştirakçinin ölmeden önce emeklilik başvurusu yapıp yapmadığım bağlı olarak emekli ikramiyesinin bu kanuni mirasçılardan hangilerine ödeneceği düzenlenmiştir. Bu düzenlemeyle emekli ikramiyesinin ödenmesi konusunda kanuni mirasçılar arasında farklı bir muamele yapıldığı görülmektedir. Bu durumda iştirakçinin mirasçılarının karşılaştırma yapmaya müsait olacak şekilde benzer durumda oldukları açıktır. Öte yandan emekli ikramiyesinin, hepsi kanuni mirasçı statüsünde bulunan çocuklardan dul ve yetim aylığına müstahak olanlar ile olmayanlar arasında iştirakçinin ölmeden önce emeklilik başvurusu yapıp yapmadığı yönünden ödenmemesinin farklı muamele teşkil ettiği de söylenebilir.

43. İtiraz konusu kuralların ölen iştirakçinin kanuni mirasçıları arasında dul ve yetim aylığına müstahak olanlar ile olmayanlar arasında farklı muameleye yol açması nedeniyle söz konusu farklı muamelenin makul ve objektif bir temele dayanıp dayanmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

44.Daha önce de ifade edildiği üzere emekli ikramiyesi; aylıklarda yapılan emekli kesintilerinden bağımsız olarak yaşlılık ve malullük aylığı almaya hak kazanan kamu çalışanlarına sosyal devlet ilkesi gereğince bir defaya mahsus olmak üzere verilen bir ödemedir. Bu nedenle söz konusu ödemenin kimlere hangi koşullarda verileceğini belirleme konusunda kanun koyucunun geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır.

45. Ölen iştirakçinin geride kalan kanuni mirasçılarının miras hukuku çerçevesinde elde ettikleri kanuni mirasçılık sıfatı yönünden birbirleriyle eşit hukuki konumda oldukları şüphesizdir. İtiraz konusu kurallar söz konusu eşitliği daha önce emeklilik başvurusunda bulunmuş ancak henüz ikramiyesini alamadan ölmüş kişilerin emekli ikramiyesinin ödenmesinde korumakta iken görevi başında vefat eden iştirakçinin ikramiyesinin ödenmesi hususunda bu korumadan ayrılarak dul ve yetim aylığına müstahak olan ve olmayan kanuni mirasçıları farklı hükümlere tabi kılmaktadır. Kanun koyucunun birinde eşitliği koruyan diğerinde ise farklı muameleyi öngören iki ayrı tutumu göz önünde bulundurularak emekli ikramiyesinin bu iki durum çerçevesinde ve mülkiyet hakkı bağlamında hukuki niteliğinin ortaya konulması gerekmektedir.

46.Kanun’un TBMM’deki kabul sürecine ilişkin yasama belgelerinden; kanun koyucunun ölmeden önce emeklilik başvurusunda bulunanlar ve bulunmayanlar arasında farklılık gözetirken emekliye ayrılma talebi üzerine emeklilik işlemleri başlatılan bir iştirakçiye ödenecek emekli ikramiyesinin o kişi adına tahakkuk ettiği ve kişinin mal varlığına dâhil olduğu, dolayısıyla vefatı hâlinde terekeden sayılması gerekeceği ve tereke üzerinde hak sahibi olan tüm kanuni mirasçıların bu ikramiyeden pay alması gerektiği anlayışına dayandığı anlaşılmaktadır.

47. Kanun’da yer alan koşulun ikmal edilmesiyle tahakkuk ettirilmiş veya ettirilecek emekli ikramiyesi iştirakçinin terekesine intikal ederek mevcut mülk niteliğine dönüşürken, anılan koşul ikmal edilmeden, dolayısıyla Sosyal Güvenlik Kurumunca tahakkuk ettirilmeden görevi başında ölen kişinin emekli ikramiyesi meşru beklenti temelinde mülkiyet hakkı kapsamında elde edilmesi umulmakla birlikte henüz mevcut mülke girmeyen sosyal güvenlik alacağı niteliğindedir. Dolayısıyla tahakkuk ettirilmiş veya ettirilecek emekli ikramiyelerini almadan ölenlerin kanuni mirasçılarına ödenecek emekli ikramiyesi ile emeklilik başvurusu olmadığı için emeklilik ikramiyesi tahakkuk ettirilmemiş iştirakçilerin kanuni mirasçılarına ödenecek emekli ikramiyesinin hukuki niteliği aynı değildir.

48. Bu durumda kanun koyucunun henüz mevcut mülk halini almamış sosyal güvenlik alacağı niteliğinde olan emekli ikramiyesinin kimlere ödeneceği konusunda sahip olduğu takdir yetkisinin mevcut mülk niteliğindeki emekli ikramiyesine nazaran daha geniş değerlendirilmesi gerekeceği muhakkaktır.

49. İtiraz konusu kurallarla aylık veya toptan ödemeye müstahak olmayan dul ve yetimlerin mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ayrıca ölçülü olması gerekir, ölçülülük ilkesi, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. Diğer bir ifadeyle bu ilke, farklı muamelenin öngörülen objektif amaç ile orantılı olmasını gerektirmektedir.

50. İtiraz konusu kurallar ile aylığa müstahak dul ve yetimlere öncelik tanınmakla birlikte aylığa müstahak olmayan kanuni mirasçıların ikramiyeden yararlanmasının tümüyle engellenmediği, aylığa müstahak dul ve yetim bulunmaması hâlinde bu kişilerin de ikramiyeden pay alabilecekleri, ayrıca görevi başında vefat eden iştirakçilerin geride kalanlarına ödenecek emekli ikramiyesinin hukuken henüz mevcut mülk niteliği almamış bir sosyal güvenlik alacağı niteliği taşıdığı ve bu nedenle kanun koyucunun bu alacağın ödeneceği kişilerin tespitinde sahip olduğu geniş takdir yetkisi göz önünde bulundurulduğunda amaç ve araç arasında uygun bir ilişki kurulduğu ve itiraz konusu kuralların mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak eşitlik ilkesini ihlal etmediği sonucuna varılmıştır.

51. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 10. ve 35. maddelerine de aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.

Zühtü ARSLAN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL ile Haşan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamışlardır.

IV.      HÜKÜM

8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 17/1/2012 tarihli ve 6270 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin;

A. Yedinci fıkrasında yer alan “…aylığa veya toptan ödemeye hak kazanan…” ibaresinin,

B. Onuncu fıkrasında yer alan “…aylığa müstahak… ” ibaresinin,

Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE, Zühtü ARSLAN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL ile Haşan Tahsin GÖKCAN’m karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 11/7/2018 tarihinde karar verildi.

Kararın tamamını okumak için tıklayınız.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir