Nitelikli Dolandırıcılık Suçu Örnek Emsal Mahkeme Kararları

Nitelikli Dolandırıcılık Suçu Örnek Emsal Mahkeme Kararları
125×125

Nitelikli Dolandırıcılık Suçu Örnek Emsal Mahkeme Kararları

Nitelikli dolandırılıcılık suçu Ceza Kanununun 158. maddesinde düzenlenmiştir.Bu yazımızda nitelikli dolandırılıcılık suçunun kanunda yer alan tanımını verdikten sonra daha önceki yıllarda verilmiş olan nitelikli dolandırıcılık ile ilgili örnek emsal mahkeme kararlarını yazımız ekinde yayımlayacağız.

Nitelikli dolandırıcılık suçu kanunda

“Nitelikli Dolandırıcılık
MADDE 158 – (1) Dolandırıcılık suçunun;

a) Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle,

b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle,

c) Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle,

d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle,

e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak,

f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle,

g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,

h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında,

i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle,

j) Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla,

k) Sigorta bedelini almak maksadıyla,

İşlenmesi halinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (Ek cümle: 5377 – 29.6.2005 / m.19) Ancak, (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.

(2) Kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.” şeklinde tanımlanmıştır.

Dinî İnanç ve Duyguların İstismar Edilmesi Suretiyle  Nitelikli Dolandırıcılık Suçu (TCK m.158/1-a)

Hastaları muska yazarak, Kur’an-ı Kerim okuyarak iyileştirme bahanesiyle haksız menfaat temin etme. (Yargıtay 15. CD, 18.02.2014 Tarih ve 2012/9490 Esas, 2014/2860 )

Sanıkların basit bir yalanı aşan, mağduru yanıltacak ve kandıracak yoğunluk ve güçteki sözleri ile önce planlayıp sonra ustaca sergiledikleri hareketlerinin hileli davranış olarak kabul edilebiliyorsa, hileli davranışlarla aldatma sonucunda mağdur zararına gerçekleşen eylemin hırsızlık değil dolandırıcılık suçunu oluşturacağı kabul edilmelidir. Aldatma aracı olarak kullanılan “cenaze için dua ya da Kur ‘an-ı Kerim okunması ve ardından ölen kişinin zekat borçlarının ödenmesi ” hususunun dini inanç ve duygulara ilişkin olduğu ve mağdur Meryem ‘in bu yönde aldatılarak sanıklara bileziğim vermesinde etkili olduğu anlaşıldığından, sanıkların sabit kabul edilen eylemleri dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi sure-tiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturmaktadır (YARGITAY Ceza Genel Kurulu E: 2012/6-1556 K: 2013/109 T: 02.04.2013)

Sanığın, kendisinin hacdan geldiğini, müştekiye hediye Kur’anı Kerim çıktığını belirterek haksız menfaat temin etmesi durumunda TCK 158/1-a koşulları vardır. (Yargıtay 15. CD, 08.07.2014 Tarih ve 2012/22243 Esas, 2014/13602 )

 Sanığın, evde büyü olduğunu belirterek, müştekiye ait evdeki altınları çalması olayında, altınlar gizlice alınsa bile, hile ile çıkış yapılması nedeniyle eylem, TCK 158/1-a suçunu oluşturacaktır. (Yargıtay 15. CD, 15.04.2014 Tarih ve 2014/5604 Esas, 2014/7084 )

 Sanığın, büyü bahanesi ile evdeki ziynet eşyalarını çalma eylemi, TCK 158/1-a kapsamındadır. (Yargıtay 15. CD, 05.06.2014 Tarih ve 2014/10306 Esas, 2014/11271 )

Kişinin İçinde Bulunduğu Tehlikeli Durum veya Zor Şartlardan Yararlanmak Suretiyle Nitelikli Dolandırıcılık Suçu (TCK m.158/1-b)

Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlar, başkalarına güven duymaya en fazla ihtiyaç duyduğu anlardır. Kişinin örneğin doğal bir afete veya trafik kazasına maruz kalmasından ya da hastalığı yüzünden içine düştüğü çaresizlikten yararlanılarak aldatılması daha kolaydır. Bu nedenle, birinci fıkranın (b) bendinde, dolandırıcılık suçunun kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak kabul edilmiştir.

TCK 158/1-b maddesinde, kişinin içinde bulunduğu zor durumdan  bahsedildiğinden, bu zor durumun, bir olumsuzluktan öteye, başkasının yardımına çok acil ihtiyaç duyulan bir zor durum olmalıdır, örneğin, borcu olan bir kişi de bir zor durumdadır, ama bu zor durum, TCK 158/1-b maddesi anlamda bir zor durum değildir. (Yargıtay 15. CD, 22.01.2014 Tarih ve 2013/27121 Esas, 2014/886)

Suçun niteliği belirlenirken, sadece sanığın aldatıcı hareketlerinin niteliği dikkate alınıp, mağdurun durumunun dikkate alınmayarak, suça nitelik verilmesi isabetsizdir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, 24.11.2009 Tarih ve 2009/11- 213 Esas, 2009/276 )

 Müştekinin çocuğu, eşi veya annesinin acil durumda olduğunu öğrenen sanığın, kendisini doktor olarak tanıtıp haksız menfaat temin etmesi. (Yargıtay 15. CD, 28.04.2014 Tarih ve 2013/6589 Esas, 2014/8104 )

Sanığın, hastanede yatan müştekiye, filmleri kendisinin çekebileceğini söyleyerek kandırması eyleminde, TCK 158/1-b koşulları yoktur. (Yargıtay 15. CD, 28.04.2014 Tarih ve 2013/18162 Esas, 2014/8087 )

Sanığın, müştekiyi telefonla arayarak, müştekinin zor durumda olduğu yönünde sözler söyleyip varsayımsal bir senaryo yaratıp ikna etmek suretiyle haksız menfaat temin etmesinde nitelikli dolandırıcılık suçu oluşur. (Yargıtay 15. CD, 08.07.2014)

 

Kişinin Algılama Yeteneğinin Zayıflığından Yararlanarak Nitelikli Dolandırıcılık Suçu (TCK m.158/1-c)

Mağdurun algılama yeteneği yaşlılık, sarhoşluk, akıl zayıflığı, akıl hastalığı nedenleriyle veya şok geçirdiği bir kaza anında zayıflamış olabilir. Aynı şekilde mağdurun yaş küçüklüğü nedeniyle algılama yeteneği zayıflamış olabilir. Mağdurun algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanılarak dolandırılması TCK 158/1-c’de düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçu şartlarının gerçekleşmesine neden olur.

…Sanığın, suç tarihinde, daha önceden tanıdığı olan, algılama yeteneği zayıf ve %99 oranında özürlü olan mağdurun yanına gelerek, Selma isminde bir dul bayan olduğunu ve bu bayan ile kendisini evlendirebileceğini, bunun içinde yüzük almaları gerektiğini söyleyerek mağdurun inanmasını sağladıktan sonra, mağdur adına Bakanlık tarafından yatırılan özürlü maaşını PTT şubesinden çektirerek aldığı, sanığın bu surette hileli eylemlerle mağdurun algılama yeteneği zayıflığından faydalanarak haksız menfaat temin ettiği, sanığın tevil yollu ikrar içeren savunması, katılan, mağdur ve tanık beyanı, rapor, kamera kayıt görüntüleri ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığından, nitelikli dolandırıcılık suçunun oluşmuştur(Yargıtay 23. Ceza Dairesi – Karar :2016/11042).

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır. Somut olayda; sanıklar Hacı ve Mahmut’un, müştekiyi sanık Fatma ile tanıştırdıkları,müştekinin sanık Fatma ile evlenme hususunda anlaşmaları üzerine müştekiden 1000 TL başlık parası ve 3500 TL altın takı aldıktan sonra müştekiyi ekmek alma bahanesi ile araçtan indirip kaçtıkları şeklinde gerçekleşen eylemlerinin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıkların yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 03/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. Yargıtay 15 .Daire  Tarih:2014  Esas No:2012/17920  Karar No:2014/10942

 Sanıkların basit bir yalanı aşan, mağduru yanıltacak ve kandıracak yoğunluk ve güçteki sözleri ile önce planlayıp sonra ustaca sergiledikleri hareketlerinin hileli davranış olarak kabul edilebiliyorsa, hileli davranışlarla aldatma sonucunda mağdur zararına gerçekleşen eylemin hırsızlık değil dolandırıcılık suçunu oluşturacağı kabul edilmelidir. Aldatma aracı olarak kullanılan “cenaze için dua ya da Kur ‘an-ı Kerim okunması ve ardından ölen kişinin zekat borçlarının ödenmesi ” hususunun dini inanç ve duygulara ilişkin olduğu ve mağdur Meryem ‘in bu yönde aldatılarak sanıklara bileziğim vermesinde etkili olduğu anlaşıldığından, sanıkların sabit kabul edilen eylemleri dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi sure-tiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturmaktadır YARGITAY Ceza Genel Kurulu E: 2012/6-1556 K: 2013/109 T: 02.04.2013

Kamu Kurum ve Kuruluşları Araç Yapılarak Nitelikli Dolandırıcılık Suçu (158/1-d)

Dolandırıcılık suçu, bir kamu kurumu araç olarak kullanılarak veya araç olarak kullanılmasa bile kamu kurumunun zararına işlenirse, TCK 158/1-d maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçu meydana gelir.

Kamu meslek kuruluşları kullanılarak, örneğin barolar, odalar, sendikalar araç olarak kullanılarak dolandırıcılık suçu işlenmesi halinde de TCK 158/1-d uygulanır.

Siyasi partiler, dernekler veya vakıflar kullanılarak nitelikli dolandırıcılık suçu işlenmesi halinde yine TCK 158/1-d maddesi uygulanır.

Sanığın, katılana diğer sanığın içerisinde kiracı olarak oturduğu evi satmak amacıyla göstererek evi katılana 59000 TL’ye sattığı, ancak tapuda devir işlemi yapılırken henüz inşaat halindeki başka bir daireyi katılana devrettiği olayda sanığın eyleminin 5237 sayılı yasanın 158/1-d maddesinde belirtilen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu, bu nedenle sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkumiyet yönünde hüküm verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi kanuna aykırıdır Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2016/100 E., 2016/6621 K. T. 22/06/2016

“…Sanık, mağdurun hesabından para çekmek için mağdura ait sahte nüfus cüzdanı ibraz etmiş, fotokopi çeken banka görevlisi şüphelenerek ilgili şubeden teyit aldığında nüfus cüzdanının sahte olduğu ortaya çıkmıştır. Sanık, resmi evrakta sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçu nedeniyle cezalandırılmıştır. Hükmün, sanığın resmi evrakta sahtecilik suçu nedeniyle cezalandırılmasına ilişkin kısmı yerindedir. Ancak, banka veya kredi kurumunun araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçu nedeniyle TCK 158/1-f maddesi gereği sanığa verilen ceza yerinde değildir. Sanık, bankanın maddi varlıklarını değil, nüfus müdürlüğünün maddi varlığı olan nüfus cüzdanını kullanmıştır. Bu nedenle sanığın TCK 158/1-d maddesi gereği kamu kurum ve kuruluşlarının araç yapılarak nitelikli dolandırıcılık suçu nedeniyle cezalandırılması gerekir (Y15CD- K.2014/13241).

Sanıkların kendilerini Sosyal Güvenlik Kurumu elemanı olarak tanıtıp, mağdurun işyerinde sigortasız işçi çalıştırdığını ileri sürüp işlem yapmamak için para talep etmeleri şeklindeki eylemlerinde. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun maddi varlıklarının araç olarak kullanılmadığı gibi kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanıldığından bahsedilemeyeceği cihetiyle, sanıkların eylemlerinin 5237 Sayılı T.C.K.nın 157/1 maddesinde tanımlanan basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek nitelikli dolandırıcılık suçunda yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırıdır (Yargıtay 15. CD – Karar:2015/361)

Kamu Kurum ve Kuruluşları Zararına Nitelikli Dolandırıcılık Suçu (TCK 158/1-e)

Dolandırıcılık suçu işlenirken bazen kamu kurum ve kuruluşları araç olarak kullanılmamasına rağmen suçun neticesinde kamu zararı doğabilir. Nitelikli dolandırıcılık suçu, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak işlenirse TCK 158/1-e maddesi uygulanır.

Kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için fiilin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek maksadıyla işlenmesi gerekir. Zarar vermek, kamu kurumundan hakkı olmayan bir parayı almak ya da bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu şekildeki nitelikli dolandırıcılık suçu mağduru kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir.

TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir. Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir (Y15CD-2014/15897 K.).

“… Sanık sosyal güvenceden yararlanmak için kendisini gerçekte çalışmadığı bir işyerinde çalışıyormuş gibi göstermiş, ancak sosyal güvenlik kumununun (SGK) sağladığı sağlık hizmetinden yararlanmak için kuruma başvurmamıştır. Kurumun herhangi bir zararı oluşmadığından, sanık nitelikli dolandırıcılık suçundan değil özel evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılmalıdır (Yargıtay 23. Ceza Dairesi – 2015/149 karar).

Fakültede mutemet olarak görev yapan sanık B’ün maaş bordrolarına hayali isimler eklediği, fakülte sekreteri olan diğer sanık N’ın da fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, gerçeğe aykırı şekilde düzenlenen bordroları imzalayıp tahakkuk ettirdiği, sanıkların bu ücretlerin kendilerinin ve yakınlarının hesaplarına yatırılmasını sağlayarak haksız kazanç elde etmek şeklindeki eylemlerinin, oluşa, dosya kapsamına, düzenlenen bordro içerikleri ve 7 yıla varan süreyle ortaya çıkmayan fiili duruma göre aldatıcılık unsuru bulunduğu gözetilerek görevli memurun zincirleme sahte belge düzenlenmesi suçu yanında, suça konu paralar üzerinde yasal tevdi unsuru bulunmadığı ve koruma, gözetim sorumluluklarının da olmadığı nazara alındığında nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturacağı gözetilmeden sanıkların düzenledikleri belgelerde iğfal kabiliyeti bulunmadığına dair yetersiz bilirkişi raporlarına itibar edilerek eylemlerin kül halinde nitelikli dolandırıcılık suçuna uyduğu kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. (5. CEZA DAİRESİ E. 2007/2128 K. 2011/23273 T. 3.11.2011 Tck 158 nitelikli dolandırıcılık suçu)

Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Nitelikli Dolandırıcılık Suçu (TCK 158/1-f)

Bilişim sistemleri kullanılarak dolandırıcılık suçu işlenmesi halinde fail TCK 158/1-f maddesi gereği cezalandırılır. Bilişim sistemlerinin kullanılması demek, bilgisayar, cep telefonu, internet gibi araçların kullanılmasıdır. Örneğin, facebook, twitter vs. gibi sosyal medya araçları üzerinden mağdurun hileli davranışlarla aldatılması suretiyle para, kontör istenmesi gibi yöntemlerle haksız menfaat sağlanması bilişim sistemleri kullanılarak nitelikli dolandırıcılık suçunu teşkil eder.

Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişiye ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır (YCGK).

Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu TCK 158/1-f gereği nitelikli dolandırıcılık suçu oluşacaktır. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle nitelikli hırsızlık suçunun oluşması sözkonusu olacaktır.

 Katılan ……….’nın ……….. ilinde ……….. isimli giyim mağazasının sahibi olduğu, ………….. tarihinde internette tanıştığı ve internette telefon bilgisi haricinde bir bilgisi bulunmayan sanığa ……… TL tutarında ……… adet kot pantolon siparişi verdiği, sanığın katılana ürünlerin fotoğraflarını gönderdiği, katılanın sanığın söylediği şube kodu ………. olan ……… hesap numaralı ……….. Bankası hesabına ………. TL para yatırdığı ve sanığı aradığı, sanığın şikayetçiye ürünleri gönderdiğini söylediği, ……….. tarihinde şikayetçiye bir kargo geldiği, kargoyu arkadaşı olan ………. isimli şahsın aldığı, kargonun küçük zarf içerisinde iki adet kartvizitten ibaret olduğu, şikayetçinin sipariş etmiş olduğu ürünlerin sanık tarafından gönderilmediği anlaşıldığından nitelikli dolandırıcılık suçlarının oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir  (Yargıtay 23.Ceza Dairesi Esas:  2016/7367 Karar: 2016/5859 Karar Tarihi: 05.05.2016)

Gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi bakımından; mağdurun arandığı telefonun kayıt sahibi ……. adlı tanığın dinlenerek, telefonu kimin kullandığının tesbit edilmesi, Ziraat Bankası Ankara Şubesinde ……. adına açılan sahte hesaptaki imzanın hangi sanığın el ürünü olduğunun ve hesaptan bu şekilde paraların kimin tarafından çekildiğinin belirlenmesi ve sanık …..’nın yeğeni olan …….’nin bu konuda bilgi ve görgüsü alındıktan sonra, tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre, sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği halde eksik araştırma ile karar verilmesi isabetsizdir. (Yargıtay 15.Ceza Dairesi Esas:  2016/1389 Karar: 2016/5743)

“…Sanık, bir internet sitesi üzerinden araç satışı için ilan vermiş, mağdurun alıcı olarak araması üzerine önce kapora bedeli adı altında bir miktar parayı hesabına yatırtmış, daha sonra eşinin hastanede olması nedeniyle acil paraya ihtiyacı olduğunu söyleyerek mağdurdan tekrar para almış ancak daha sonra ortadan kaybolmuştur. Sanığın eylemi bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçu teşkil etmektedir…(Yargıtay 15. Ceza Dairesi – 2012/31436 karar).

Banka veya Kredi Kurumunun Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Nitelikli Dolandırıcılık Suçu (TCK 158/1-f)

Banka veya kredi kurumları ekonomik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Bankacılık ve kredi kurumu faaliyetleri özel bir güven ilişkisi çerçevesinde yürüyen faaliyetlerdir. TCK md. 158/1-f maddesi, banka ve kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu cezalandırmaktadır.

Dolandırıcılık suçu için araç olarak kullanılan bankanın devlet bankası veya özel banka olması arasında hiçbir fark yoktur. Önemli olan bankanın kurumsal güvenilirliğinden yararlanarak dolandırıcılık suçunun işlenmesidir.

Nitelikli dolandırıcılık suçunun bu şeklinde dikkat edilmesi gereken husus bankanın doğrudan araç olarak kullanılmasıdır. Yoksa failin hileli davranışları yaptıktan sonra bankayı sadece bir ödeme vasıtası olarak kullanması halinde dolandırıcılık suçu bu maddeye göre cezalandırılamaz. Örneğin, kendisini tanınan bir markanın satış temsilcisi olarak tanıtıp mağdura ucuz mal temin edeceğini söyleyerek aldatan şahsın banka hesabına para yatırılması halinde nitelikli dolandırıcılık suçu değil, TCK 157. Maddedeki basit dolandırıcılık suçu oluşur.

Başkasına ait banka veya kredi kartının haksız bir şekilde ele geçirilerek hesaplardan para çekilmesi nitelikli dolandırıcılık suçu değil, TCK 245. maddede düzenlenen Banka veya Kredi Kartının Haksız Kullanılması suçu oluşur.

“… Banka veya kredi kurumunun araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için kredi alan şahsın banka veya diğer kredi kuruluşu görevlisini hileyle kandırıması gerekir. Krediyi alan kişinin aldatıcı herhangi bir eylemi yoksa, sırf banka görevlisinin kendi görevini gereği gibi yerine getirmemesi sebebiyle bir kredi açılmışsa, nitelikli dolandırıcılık suçu oluşmaz. Sanık, suça konu karşılıksız çekleri kredinin teminatı olarak vermiştir. Sanık, çekleri kredi sözleşmesi imzalandıktan sonra bankaya teminat olarak vermişse nitelikli dolandırıcılık suçunun hile unsuru gerçekleşmediğinden beraatine karar verilmesi gerekir (Yargıtay 15. Ceza Dairesi – 2015/22518 karar).

Sigorta Bedelini Almak Amacıyla Nitelikli Dolandırıcılık Suçu (TCK 158/1-k)

Sigorta şirketleri belli risklerin gerçekleşmesi halinde sigorta poliçesi nedeniyle hak sahibi olan şahıslara ödeme yapan kuruluşlardır. Hak sahibi olduğunu iddia ederek sigorta şirketinden sigorta bedelini hileli davranışlar ve belgelerle sigorta bedelini almak amacıyla hareket eden kişi, TCK 158/1-k maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçu işlemiş olur.

Hemen belirtelim ki; sigorta bedelini almak amacıyla nitelikli dolandırıcılık suçunun faili sadece “sigorta ettiren” olmak zorunda değildir. Sigorta eden şirketten haksız yarar sağlamak isteyen herkes bu suçun faili olabilir. Örneğin; ortada bir trafik kazası olmadığı halde, trafik kazası tutanağı düzenleyerek sigorta şirketinden maddi zarar teminatını almaya çalışan üçüncü kişi de sigorta bedelini almak amacıyla nitelikli dolandırıcılık suçu işlemiş olur.

“… Sanık, trafik kazası yaptığı gerekçesiyle olay mahaline polis çağırmış, polis trafik kazasının gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda şüphe duyduğu için trafik kazası tespit tutanağı tutmamıştır. Sanık, bunun üzerine kasko şirketine aynı içerikli beyanda bulunarak hasarı talep etmiş ve hasar bedeli kendisine ödenmiştir. Polisin trafik kazasının şüpheli olduğunu beyan ederek trafik kazası tespit tutanağı düzenlememesi, sanığın tek başına sigorta bedelini almak maksadıyla nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğini ispatlamaz…” (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – 2015/42 karar).

Serbest Meslek Sahibi Kişiler Tarafından, Mesleklerinden Dolayı Kendilerine Duyulan Güvenin Kötüye Kullanılması Suretiyle  Nitelikli Dolandırıcılık Suçu (TCK 158/1-i)

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen,Kamu kurum ve kuruluşlarının,kamu meslek kuruluşlarının,siyasî parti,vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi,nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi,bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının,ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için,bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma,bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir.
Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının,kıyafetlerinin,taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
5237 sayılı TCK’nın 158/1-i bendinde serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi hali nitelikli dolandırıcılık olarak kabul edilmiş,193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 65/2 maddesinde serbest meslek faaliyeti sermayeden ziyade şahsi mesaiye ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır” şeklinde tanımlanmış, aynı kanunun 66. maddesi ise “serbest meslek faaliyetini mutat meslek halinde ifa edenler serbest meslek erbabıdır” denilmiştir. Aynı yasanın 37. maddesinin 4. bendinde ise, gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle uğraşanların bu işlerinden doğan kazançların bu kanunun uygulanmasında ticari kazanç sayılacağı belirtilmiştir. Kanunda kendi nam ve hesabına mesleğin gerektirdiği etik kurallara uygun olarak çalışması gereken kişilerin toplumda kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlemeleri hali nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlenmiş ise de, bu bendin uygulanabilmesi için failin serbest meslek mensubu olması ve dolandırıcılık suçunu da mesleği gereği kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle işlemesi gerekir.
Sanığın, müteahhit olarak kendi ismini yazdığı ve yapacağı binanın maket fotoğrafının bulunduğu tabelayı, ..ada no’lu arsaya koyduğu, ev almak isteyen şikayetçi Akın’a bu arsa üzerinde yapacağı binanın 3. katındaki daireyi satma konusunda sözleşme yaptıkları, sanığın şikayetçi Akın’dan toplam 80.000 TL para aldığı, ancak aradan uzun bir zaman geçmesine rağmen, sanığın inşaata başlamaması üzerine, şikayetçinin para verirken karşılığında teminat olarak aldığı senedi takibe koyduğu, kolluk tarafından yapılan inceleme ve araştırmada herhangi bir inşaat faaliyetinin bulunmadığı, sanığın daha önce buraya koyduğu tabelayı kaldırdığı ve başka ada üzerinde bir inşaat yaptığı, şikayetçi Akın’a sattığı ve yapmayı planladığı inşaata ilişkin hiçbir faaliyetinin olmadığı, inşaat yapma konusunda herhangi bir yapı ruhsatı almadığının tespit edildiği, şikayetçiyi inşaat yapılacağına inandırdığı, parasını alarak haksız çıkar sağladığı ve bu eylemiyle şikayetçiyi dolandırdığı; yine şikayetçi Bekir’in 2008 yılında sanıktan aynı yerdeki binanın 3. katının 5 nolu dairesini 160.000 TL karşılında satın alma konusunda anlaştığı, kaparo olarak 5.000 TL ödediği, şikayetçi Bekir ve sanığın birlikte Tapu Dairesine gittikleri, şikayetçinin tapu masrafı için harç yatırdığı, taraflar arasında tapuda sözleşmeye imza atılacağı sırada tapu yetkililerinin şikayetçiye alacağı daire üzerinde 265.000 TL ipotek bulunduğunu bildirmesi üzerine, şikayetçiyle yaptıkları sözleşmede yer alan dairenin 175 ada üzerinde bina olarak bildirdiği ancak tapuda 181 ada üzerindeki ipotekli daireyi satmaya kalktığı, bunun üzerine şikayetçinin tapu dairesinde satış işlemine imza atmayarak taşınmazı almaktan vazgeçtiği, sanığın şikayetçiden aldığı 5.000 TL kaparo ve 2.500 TL tapu masrafını da iade etmeyerek 7.500 TL haksız çıkar sağladığı, bu eylemiyle de kamu kurumu niteliğindeki tapu dairesini aracı kılarak dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda;
1-Sanığın katılan Akın’a yönelik eylemi hakkında kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Sanık savunması, katılan beyanı, tapu kayıtları, bilirkişi raporu, yapım sözleşmeleri, satış sözleşmeleri ile tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki ihtilafın hukuki uyuşmazlık mahiyetinde olduğu gözetilerek beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması,
2-Sanığın katılan Bekir’e yönelik eylemi hakkında kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
a-Sanığın kat karşılığı inşaat sözleşmesiyle müteahhitlik yapması nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 158/1-i maddesi ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 65. ve 66. maddeleri hükümleri karşısında serbest meslek sahibi kişilerden sayılamayacağı, yine tapu dairesinde yapılan işlemlerin denetime açık olması nedeniyle TCK’nın 158/1-d maddesinin uygulanamayacağı, sanığın eyleminin TCK’nın 157.maddesi kapsamında basit dolandırıcılık suçunu oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
b-Sanığın adli sicil kaydındaki mahkumiyetinin hüküm tarihi itibariyle kesin hüküm niteliğinde olduğu ve tekerrüre esas alınamayacağı gözetilmeden, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi, (Yargıtay 15. Ceza Dairesi Esas No:2013/1265 Karar No:2014/15951)

Kredi Açılmasını Sağlamak Amacıyla Nitelikli Dolandırıcılık Suçu (TCK 158/1-j)

Banka veya kredi kurumlarından kredi almak için belli prosedürlerin yerine getirilmesi gerekir. Kredi açılmasını sağlamak için bankalar müşteriden birçok evrak istemektedir. Kimlik ve adres bilgileri ile mali bilgiler hakkında bankaya doğru bilgi verilmesi gerekir. Kredi açılmasını sağlamak için mali durumu veya diğer bilgiler konusunda gerçek dışı evraklar düzenleyerek bankadan kredi çekilmesi halinde, TCK 158/1-j’de düzenlenen Kredi Açılmasını Sağlamak Amacıyla Nitelikli Dolandırıcılık Suçu meydana gelir.

Uygulamada sahte nüfus cüzdanı, ehliyet veya geçerli diğer kimlik belgelerinin önce sahte olarak üretildiği, daha sonra bu belgelerle kredi temini için bankalara başvurulduğu görülmektedir. Aynı şekilde bazı şirketler, yüksek miktarlarda kredi alabilmek için aktiflerinde mevcut olmayan malvarlığı değerlerine sahip olduklarına dair defter veya evrak tanzim etmekte, sahte bilançolar düzenleyerek kredi başvurusunda bulunmaktadır. Tüm bu haller TCK 158/1-j maddesinde düzenlenen suçun nitelikli halinin meydana gelmesine yol açar.

 5271 sayılı CMK’nın 225. maddesi uyarınca hükmün mevzuu iddianamede gösterilen fiilden ibaret olup sanık hakkında 25.02.2008 tarihli iddianame ile Türk Ekonomi Bankasından sahte kimlikle nakit kredi çekmesi nedeniyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinden bahisle kamu davasının açıldığı, Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun kararlarında açıklandığı üzere; bir olayın açıklanması sırasında başka bir olaydan söz edilmesinin, o olay hakkında da dava açıldığı şeklinde kabul edilemeyeceği ve esasen söz konusu iddianamede açıklanan sanığın söz konusu bankadan nakit kredi çekmesi nedeniyle bankaca kendisine kredi kartı verilmesi şeklinde belirtilen maddi olayın da nitelikli dolandırıcılık suçunun işleniş biçimine ilişkin olduğunun anlaşılmasına göre “Banka ve Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçundan açılmış bir dava bulunmadığı gözetilmeden ek savunma verilerek TCK’nın 245/3. maddesinden mahkumiyetine karar verilmesi, bozmayı gerektirmiştir. (Tck 158 nitelikli dolandırıcılık suçu 11. CEZA DAİRESİ E. 2008/19004 K. 2009/2940 T. 23.3.2009)

Sanığın, sahte belgeler ibraz etmek suretiyle açılmaması gereken bir kredinin tahsisini sağlamaları şeklindeki eyleminin yasa maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülmek suretiyle aynı kanunun ilgili maddesi gereğince mahkumiyetine hükmolunması yasaya aykırıdır

Sanığın, katılan … ve şikayetçi …bankasına yönelik sahte belgeler ibraz etmek suretiyle açılmaması gereken bir kredinin tahsisini sağlamaları şeklindeki eylemlerinin 5237 sayılı TCK.nun 158/1-j-son maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülmek suretiyle aynı Kanunun 158/1-d maddesi gereğince mahkumiyetlerine hükmolunması, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararı ile bir kısım ibareleri iptal edilerek, 24.11.2015 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren, 5237 sayılı TCK.nun 53. maddesinin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür  (Yargıtay  8.Ceza Dairesi Esas:  2016/2281 Karar: 2016/4545 Karar Tarihi: 06.04.2016)

“…Sanığın, katılan Ünal İbrahim Ölmez’e ait nüfus cüzdanı üzerine kendisine ait fotoğrafı yapıştırmak suretiyle, 11/06/2013 tarihinde ING Bank Karşıyaka Bostanlı şubesine müracaat edip 20.000 TL tüketici kredisi talebinde bulunduğu, bankanın müracaatı kabul etmesi üzerine, katılan adına düzenlenmiş tüketici kredisi kullanım sözleşmesi, başvuru formu ve ekli belgeleri imzalayarak krediyi çektiği, ayrıca bu kredi sözleşmesine istinaden açılan hesapla ilişkili olarak yine katılan adına kredi kartı talebinde bulunduğu, düzenlenen kredi kartının katılanın MERNİS adresine gönderilmesi üzerine katılanın olaydan haberdar olduğu anlaşılmakla; sanığın eyleminin TCK’nın 158/1-j maddesinde düzenlenen tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.” (Y15CD-K.2017/11558).

Sanığın 17/11/2009 tarihinde katılan bankanın A… ve S… şubelerinden sahte kimlikler ile kredi çektiği, 24/11/2009 tarihinde tekrar katılan bankanın A… şubesine sahte kimlik ile başvurarak kredi talebinde bulunduğunun anlaşılması karşısında, sanık hakkında kısa aralıklarla katılan bankaya karşı gerçekleştirdiği eylemleri nedeniyle açılan dosyaları sonuçlanmamışsa her üç dosya birleştirilerek zincirleme şekilde nitelikli dolandırıcılık suçundan hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizdir Yargıtay 15.Ceza Dairesi Esas:  2016/1440 Karar: 2016/4197 Karar Tarihi: 02.05.2016

Kamu Görevlisi, Banka, Sigorta veya Kredi Kurumları ile İrtibatı Olduğunu Söyleyerek Dolandırıcılık Suçu (TCK md.158/1-L)

Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle işlediği fiiller nitelikli dolandırıcılık suçu olarak kabul edilmektedir. Örneğin; telefon dolandırıcılığı olarak bilinen, kişinin kendisini emniyet, jandarma, mit veya savcılık görevlisi olarak tanıtarak menfaat temin ettiği tüm haller bu fıkra kapsamında cezalandırılmaktadır.

TCK md.158/1-l hükümleri, 6763 sayılı kanun ile nitelikli dolandırıcılık suçunun bir unsuru haline gelmiş olup, 24.11.2016 tarihinden itibaren işlenen fiillere uygulanacaktır.

“…Sanığın şikayetçiyi telefon ile arayarak kendisini polis memuru olarak tanıttığı ve telefonu “savcı bey” diyerek birisine verdiği, arkadan telsiz seslerinin geldiği, şikayetçiye “sizin telefon numarasına 28-29 tane telefon açılmış sizi dolandırıyorlar, bu hatları kullanan şahısları yakalamamız için size vereceğim hesap numaralarına para yatırın, parayı çekerken şahısları yakalayacağız” dediği, şikayetçinin de 15.925 TL ve 15.800 TL’yi sanığın adına olan hesap numarasına yatırdığı, paranın sanık tarafından çekildiği iddia olunan olayda; kişinin kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumu çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle” dolandırıcılık suçunun, 02.12.2016 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 14. maddesi ile TCK’nın 158. maddesine “l” bendi olarak eklenmiş olması, 5235 sayılı Kanunun 11. maddesi gereğince bu maddede yazılı suçlarla ilgili davaya bakma görevinin asliye ceza mahkemesine ait olmayıp üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait ve bu düzenlemenin sanık lehine olması karşısında, görevsizlik kararı verilmesi gerekir.” (Y23CD-K:2016/11250).

Kamu Görevlileriyle İlişkisi Olduğundan Bahisle Nitelikli Dolandırıcılık Suçu (TCK md.158/2)

Failin, kamu görevlileri ile ilişkisinin olduğunu, kamu görevlileri nezdinde hatırı sayıldığını söyleyerek, belli bir işi gördürmek vaadiyle yapacağı aracılık karşılığında kamu görevlisine verilmek üzere, para veya başkaca menfaat sağlaması halinde bu fıkradaki nitelikli dolandırıcılık suçu oluşur. Failin bahsettiği kamu görevlisinin mevcut olup olmadığı veya fail tarafından yapılacağı vaad edilen işi yapmaya yetkili olup olmadığının hiçbir önemi yoktur. Kamu görevlisinin taraflarca bilinen veya tanınan biri olması da şart değildir, kamu görevlisinin makam olarak belirlenebilir olması yeterlidir. Örneğin, “X ilçesinin kaymakamını tanıyorum” veya “Bakırköy başsavcısı yakınımdır” şeklindeki beyanlarla belli bir işi gördüreceğini söyleyen fail TCK md.158/2 çerçevesinde cezalandırılır.

Failin, genel olarak memurları, hakimleri, savcıları tanıdığını söyleyerek menfaat temin etmesi halinde; TCK md.158/2’de düzenlenen “kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle nitelikli dolandırıcılık suçu” değil, TCK md.157’deki basit dolandırıcılık suçu meydana gelir.

Fail, kamu görevlisi olmadığı halde, bizzat kendisinin memur olduğunu söyleyerek menfaat temin etmişse; eylemi TCK md.158/2’deki nitelikli dolandırıcılık değil, TCK md.157’deki basit dolandırıcılık olarak nitelendirilmelidir.

Fail, kamu görevlileriyle ilişkisi olduğunu söyleyerek belli bir işi gördüreceğini ileri sürerse TCK md.158/2 uygulanmalıdır. Kamu görevlisinin taraflarca tanınan ve bilinen bir görevli olması aranmaz. Asıl olan tarafların anladıkları ve anlattıkları memurun makam olarak belirlenebilen bir görevli olmasıdır. Failin mağdurdan sağladığı çıkarı…. Başsavcısına, …kaymakamına, vereceğim şeklindeki beyanında Başsavcının, Kaymakamın kişi, makam ve görev olarak yeterince belirliliği bulunmaktadır. Failin, belirli bir memur yanında hatırı sayıldığından bahsedilmeksizin, bakanlardan, milletvekillerinden, hakimlerden, tanıdıkları olduğu ve işi halledeceğini söyleyerek çıkar sağlanması halinde basit dolandırıcılık söz konusu olacak ve nitelikli dolandırıcılık suçunu düzenleyen TCK’nın 158/2. maddesi uygulanamayacaktır (Yargıtay 15. Ceza Dairesi- Karar: 2015/25071)

İşe yerleştirme konusunun görüşülmesi üzerine sanığın İzelman’da tanıdıkları olduğundan bahisle şoför olarak yerleştirebileceğini söyleyip, 10.000’er TL karşılığı anlaştıkları, bu görüşmeden bir hafta kadar sonra her iki katılanın da 1000’er TL sanığa verdikleri, sanığın katılanlara işin süre alacağını, Mart ayına kadar beklemelerini söylediği, ancak hiçbir gelişme olmadığı, bu şekilde sanığın katılanları kamu kurumunda tanıdıkları olduğundan dolayı onları işe aldıracağından bahisle aldatarak nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda; sanığın, belli bir kamu görevlisini tanıdığından bahsetmeksizin sadece tanıdıkları olduğunu belirterek haksız menfaat temin etmiş olması karşısında, müşteki sayısınca ayrı ayrı olmak üzere 5237 sayılı TCK’nın 157/1. maddesi gereğince mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşmek suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçundan hüküm kurularak fazla ceza tayini hukuka aykırıdır (Yargıtay 15. Ceza Dairesi – Karar: 2014/11789)

Somut olayda ise sanığın, belli bir kamu görevlisi yanında hatırı sayıldığından ve ilişkisi olduğundan bahsetmeksizin, sadece Jandarmayı bağlayacağından bahisle, para vermesini söyleyerek haksız çıkar sağlamış olması karşısında, sanığın eyleminin 5327 sayılı TCK’nın 157/1. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçunu oluşturacağı gözetilmeyerek, suç vasfında yanılgıya düşülmek suretiyle TCK’nın 158/2 maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçundan hüküm kurulması hukuka aykırıdır (Yargıtay 23. Ceza Dairesi – Karar: 2015/6377)

5237 sayılı TCK’nın 158. maddesinin5237 sayılı TCK’nın 158. maddesinin 2. fıkrasındaki nitelikli dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için suç failinin ismen söylemese bile kimden söz edildiğini karşı tarafın anlayacağı şekilde makamı, rütbesi, ünvanı ve lakabını söylediği kamu görevlilerini tanıdığını hatırının sayıldığını, işini yaptıracağını söyleyerek mağduru kandırması gerektiği somut olayda, sanıkların isim belirtmeksizin, belli bir kamu görevlisi yanında hatırı sayıldıklarından ve ilişkisi olduklarından bahsetmeksizin belediye görevlileriyle ilişkilerinin iyi olduğunu, belediyeye ait dükkanın kiralamasında kendisine yardımcı olabileceklerini beyan edip müştekiden haksız çıkar sağladıklarının iddia ve kabul olunması karşısında, fiilin 5237 sayılı TCK’nın 157. maddesi kapsamında basit dolandırıcılık suçunu oluşturacağı gözetilmeden unsurları yönünden oluşmayan aynı Kanunun 158/2 madde ve fıkrası uyarınca nitelikli dolandırıcılık suçu ile mahkumiyetlerine karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 15. Ceza Dairesi – Karar: 2014/12458)

Hukuki İlişkiye Dayanan Alacağı Tahsil Amacıyla Dolandırıcılık Suçu (TCK m.159)

Hukuki ilişkiye dayanan herhangi bir alacağı tahsil amacıyla dolandırıcılık suçu işlenmesi halinde suçun takibi şikayete bağlıdır. Bu maddenin uygulanabilmesi için öncelikle ortada geçerli bir hukuki ilişki olmalıdır. Mağdurun iradesi hile yoluyla aldatılarak birtakım hukuki işlemler yapılması, örneğin sözleşmeler düzenlenmesi, tek başına mağdur ile fail arasında bir hukuki ilişki olduğunu göstermez. Hukuki ilişki tarafların özgür iradesiyle ve dolandırıcılık teşkil eden fiilden önce kurulmuş olmalıdır.

Mağdurun bu fiil nedeniyle şikayetçi olması halinde, faile 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası verilir. Bu maddedeki cezalar seçimliktir, yani mahkeme ya hapis cezası vermeli ya da adli para cezası vermelidir. Suçu işleyen kişiye her iki cezanın aynı anda verilmesi mümkün değildir.

“…Sanığın aşamalarda değişmeyen ifadesinde, yaptıkları iş nedeniyle katılandan alacağı olduğunu savunması, katılanın ise sanıkla ortak iş yaptıklarını ancak herhangi bir borcu olmadığını belirtmesi, tanıkların da tarafların ortak iş yaptıklarını beyan etmeleri karşısında; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması açısından, alacak iddiaları ile ilgili olarak sanığın ve katılanın birbirlerine karşı açmış oldukları hukuk davalarının olup olmadığının taraflara sorularak tespit edilmesi, sanığın alacağı olduğu yönündeki iddiasını doğrular mahiyette belge ve kayıtların bulunup bulunmadığının araştırılması, gerekli görüldüğü takdirde toplanan delillerle dosyanın bilirkişiye tevdiinin sağlanarak sanığın katılandan icra takibine konu ettiği tutarda alacağının olup olmadığının kesin olarak tespitinden sonra eylemin TCK’nın 159. maddesi kapsamında bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla dolandırıcılık suçu oluşturup oluşturmadığının tartışılmaması bozma nedenidir.” (Y11CD-K:2017/1907).

Katılandan şirket adına kiralandığı iddia olunan ve 25.08.2006 tarihli düzenlenen araç kiralama sözleşmesi ile teslim edildiği belirtilen 16 DG 883 plakalı aracın hangi amaçla alındığı ve kime teslim edildiği, kira sözleşmesinin ne zaman sona erdiği, aracın hangi tarihte iade edildiği, buna ilişkin teslim tesellüm belgelerin temini; sanığın söz konusu aracı şirket adına mı kiraladığı, sözleşmeye konu edilen aracın gerçekten şirket tarafından kullanılıp kullanılmadığı, sanığın söz konusu aracı kiralama eyleminden ne şekilde haksız menfaat temin ettiği; ve ayrıca önceden doğmuş bir zarar veya doğmuş bir borç için hileli davranışlarda bulunulması halinde zarar veya borç, kandırıcı nitelikteki davranışlar sonucu doğmayacağından dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşmayacağı ve yargılama dosyası içeriğindeki bilgi ve belgelere göre de; sanığın, önceden doğan bir borca karşılık olarak senedi katılana verip vermediği hususunun tam olarak anlaşılamadığı dikkate alındığında; maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması bakımından, sahte senedin önceden doğan borcu nedeniyle sonradan tanzim edilerek katılana verilip verilmediği hususunun araştırılmasından sonra toplanan delilere göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması,  Yargıtay 23. Ceza Dairesi Esas No : 2015/6716 Karar No : 2015/1802

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir