Anayasa Mahkemesinden Güvenlik Soruşturması Hakkında Önemli Bir Karar

Anayasa Mahkemesinden Güvenlik Soruşturması Hakkında Önemli Bir Karar
125×125

Anayasa Mahkemesi,  annesi, teyzeleri ve dayısı terör örgütü mensubu olan sözleşmeli personelin güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasını anayasaya aykırı bulmadı.

Anayasa Mahkemesinin bugünkü Resmi Gazete ‘de yayımlanan kararında kişinin sözleşmeli er statüsünün sona erdirme işleminin anayasaya olduğuna dair gerekçesi aşağıda yer almaktadır.

İNCELEME VE GEREKÇE

Mahkemenin 24/1/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

Suç ve Cezaların Kanuniliği İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin

İddia 1. Başvurucunun İddiası

Başvurucu, ceza sorumluluğunun şahsi olduğunu oysa ortada herhangi bir eylemi olmamasına rağmen cezalandırıldığını ve bir suçla isnat edilen herkesin suçluluğu hukuken sabit olana kadar suçsuz sayılacağını belirterek cezaların kanuniliği ilkesi ile masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Değerlendirme

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme’nin ve Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşme’ye ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan hak ihlali iddiasını içeren başvurular bireysel başvurunun kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru bağlamında Anayasa’nın 38. maddesine ilişkin inceleme yetkisi, anılan maddenin norm alanına dâhil olan her türlü yaptırımı kapsayacak şekilde geniş olmayıp Sözleşme çerçevesinde “suç isnadı” olarak nitelenebilen yaptırımlarla sınırlı tutulmuştur. Diğer bir ifadeyle Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruda Anayasa’nın 38. maddesi kapsamına giren her türlü yaptırımın değil sadece Anayasa ile Sözleşme’nin ortak koruma alanına giren “suç isnadı” sayılan yaptırımların anılan maddedeki güvenceleri ihlal edip etmediğini denetleme yetkisini haizdir.

Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir

fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç

için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.”

Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “Kimse,kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.” denilerek “suçun kanuniliği”, üçüncü fıkrasında da “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.” ifadesine yer verilerek “cezanın kanuniliği” ilkesi getirilmiştir. Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi uyarınca, hangi eylemlerin yasaklandığının ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi buna ilişkin Kanunun açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekir.

Soyut normların ve anayasal hükümlerin doğrudan yorumlanmasını gerektiren norm denetimi incelemesinden farklı olarak bir temel hak ya da özgürlüğün bireysel başvuru kapsamında korunabilmesi için Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme’nin veya Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşme’ye ek protokollerin kapsamına da girmesi gerekmektedir (bkz. §§ 32, 33).

Bu durumda bireysel başvuruya konu somut olayda; ailesine yönelik elde edilen bilgiler kapsamında başvurucunun maruz kaldığı, kamu hizmetine giriş koşullarına ilişkin bir metin olan (bkz. § 12) “Sözleşmeli Er Ön Sözleşmesinin feshedilmesi işleminin ve bunun sonuçlarının -suç oluşturmayan bir eylemden dolayı kendisinin suçlu bulunduğuna ilişkin ihlal iddiası açısından- Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı içinde yer alıp almadığı ortaya konulmalıdır.

Yukarıda da belirtildiği üzere Anayasa’nın 38. maddesi uyarınca işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı bir kimsenin cezalandınlamayacağına ilişkin kural bağlamında “kanunun suç saymadığı bir fiil” ifadesiyle kastedilenin Sözleşme’nin 6. maddesinde yer alan “suç ile itham edilme” kavramına ilişkin ortaya konulan kıstaslar ile uyumlu olarak açıklanması gerekmektedir (bkz. § 29).

Başvuruya konu olayda başvurucu, ailesine yönelik elde edilen bilgilerden dolayı güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması nedeniyle Sözleşmeli Er Ön Sözleşmesi’nin feshedilmesi işlemine maruz kalmıştır. İlgili mevzuat uyarınca Sözleşmeli Er Ön Sözleşmesi ile kişilerin sözleşmeli er olarak yetiştirilmek amacıyla askerî eğitime alınmaları sağlanmaktadır (bkz. § 12). Bu durumda Sözleşmeli Er Ön Sözleşmesi’nin feshedilmesi ile başvurucunun henüz sözleşmeli er statüsüne alınmadan önce bu alımın bir ön şartı olan askerî eğitiminin sonlandınlmasıyla sözleşmeli er olma imkânına kavuşamadığı görülmektedir.

Sözleşmeli Er Ön Sözleşmesi’nin feshedilmesinin ceza hukuku bağlamında bir “ceza” olmadığı açıktır. Öte yandan başvurucunun sözleşmesinin feshedilmesinin idare hukuku anlamında da bir ceza biçiminde nitelendirilmesinin mümkün bulunmadığı anlaşılmaktadır. Zira başvurucunun sözleşmesi hukuk düzenince hukuka aykırı kabul edilen bir fiili nedeniyle değil sözleşmeli er olabilme koşullarından birini sağlamadığının sonradan anlaşılması üzerine feshedilmiştir. Dolayısıyla gerek ceza hukuku gerekse idare hukuku anlamında ceza olarak nitelenemeyecek “sözleşmeli er sözleşmesinin feshine ilişkin işlem”in Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamında “suç isnadı”na bağlı bir ceza olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemiştir.

Bu durumda başvurucunun Sözleşmeli Er Ön Sözleşmesi’nin feshedilmesi işlemi ve bunun sonuçlarının yukarıda açıklanan AİHM içtihatları doğrultusunda (bkz. §§ 21-29) Anayasa’nın 38. maddesi ile Sözleşme’nin 7. maddesinin ortak koruma alanı kapsamında dikkate alınabilecek nitelikte olmadığının kabul edilmesi gerekmektedir.

Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Öte yandan başvurucu, masumiyet karinesi ilkesinin de ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Ancak kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alan (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26) masumiyet karinesi yönünden başvuruya konu olaya bakıldığında yukarıda yer verilen tespitler kapsamında başvurucuya herhangi bir suç isnadında bulunulmadığı (bkz. § 28) anlaşılmaktadır. Bu nedenle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiası yönünden ayrıca değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir