Anayasa Mahkemesi’nden Çok Sayıda Dilekçe Veren Memurları İlgilendiren Karar

Anayasa Mahkemesi’nden Çok Sayıda Dilekçe Veren Memurları İlgilendiren Karar
125×125

Anayasa Mahkemesi, çok sayıda başvuru yapan personele verilen cezayı Anayasaya aykırı bulmadı.

Mahkemenin değerlendirmesi aşağıda yer almaktadır.

IV.  İLGİLİ HUKUK

14.  657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin A bendinin ilgili kısmı şöyledir:

“A – Uyarma : Memura, görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir.

Uyarma cezasını gerektiren.fiil ve haller şunlardır:..

d) Usulsüz müracaat veya şikayette bulunmak, “

V.     İNCELEME VE GEREKÇE

15.  Mahkemenin 20/9/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A.     Başvurucunun İddiaları

16.  Başvurucu; dilekçe hakkı ile düşünce ve kanaatlerin yazılı olarak ifade edilmesinin anayasal güvence altında olduğunu, idareye verdiği çeşitli şikayet ve ihbar dilekçelerinden dolayı idareyi gereksiz yere meşgul etmekten kendisine disiplin cezası verilmesi nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

17.  Başvurucu; verilen disiplin cezası ile yeni dilekçeler vermesinin önünün kesilmeye çalışıldığını, aynı fiilin dördüncü tekrarında memuriyetten ihraç cezası verilebileceğini ifade etmiştir. Başvurucu; verdiği dilekçelerin usulden hatalı olmadığını, somut olgu ve isnatlar içerdiğini belirtmiştir. İşyerinde Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası temsilcisi olması nedeniyle idarece söz konusu dilekçelerin keyfi şekilde gereksiz olarak yorumlandığını ve sendikal faaliyetlerinin de bu şekilde cezalandırıldığını iddia etmiştir.

B.      Değerlendirme

18.  Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü ifade özgürlüğünün kullanılmasına ilişkindir. Bu nedenle iddialarının Anayasa’nın 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

19.İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar…

Bu hürriyetlerin kullanılması, kamu düzeni, … korunması, …amaçlarıyla sınırlanabilir…

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir. “

20.Başvurucunun idareye çok sayıda dilekçe vermesi, idarece başvurucunun lüzumsuz yere dilekçe vererek idareyi meşgul ettiği şeklinde yorumlanarak kendisine disiplin cezası verilmiştir. Söz konusu disiplin cezası başvurucunun ifade özgürlüğüne müdahale teşkil etmektedir.

21.Anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olma koşullarını taşıdığının belirlenmesi gerekir.

22.  Disiplin cezası verilmesi suretiyle yapılan müdahalenin dayanağı olan 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

23.Somut başvuruda; başvurucuya disiplin cezası verilmesine ilişkin kararın kamu kurumlarında verilen kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yerine getirilmesine ve idarenin işleyişine yönelik önlemlerin bir parçası olduğu, kamu düzenin sağlanması kapsamında meşru bir amaç taşıdığı anlaşılmıştır.

24.Toplumsal ve siyasal çoğulculuğun varlığı, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Aynı şekilde birey özgün kişiliğini ve düşüncelerini serbestçe ifade edebildiği ve tartışabildiği bir ortamda kendini gerçekleştirebilir. İfade özgürlüğü insanın kendini ve başkalarını tanımlamada, anlamada ve  algılamada,  bu çerçevede başkalarıyla ilişkilerini belirlemede ihtiyaç duyduğu bir değerdir (Emin Aydın, B. No: 2013/2602,23/1/2014, § 41).

25. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesine göre herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Anılan maddede ifade özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar söz, yazı, resim veya başka yollar olarak ifade edilmiş ve başka yollar ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir (Emin Aydın, § 43). Başvurucunun dilekçe vermek suretiyle kurumun işleyişi ve somut olaylarla ilgili talep ve görüşlerini ifade etmesinin de bu kapsamda yer aldığında kuşku bulunmamaktadır.

26.Meşru amaç taşıdığı görülen müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığının ve orantılı olup olmadığının da değerlendirilmesi  gerekir. Anayasa Mahkemesi demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır. Buna göre temel hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbir, toplumsal bir ihtiyacı karşılamalı ve başvurulabilecek en son çare niteliğinde olmalıdır. Bu koşulları taşımayan bir tedbir, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 51; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51). Derece mahkemelerinin böyle bir ihtiyacın bulunup bulunmadığını değerlendirmede belirli bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir.

27.Öte yandan temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir sınırlamanın toplumsal bir ihtiyacı karşılaması yanında temel haklara en az müdahaleye olanak veren orantılı bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının da incelenmesi gerekir (AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007; Kamuran Reşit Bekir [GK], B. No: 2013/3614, 8/4/2015, § 63; Bekir Coşkun§§ 53, 54; aynca bkz. Tansel Çölaşan, §§ 54, 55; Mehmet Ali Aydın,§§ 70-72). Bu sebeple başvurucuya verilen disiplin cezasının ulaşılmak istenen meşru amaçla makul bir orantılılık ilişkisi içinde olması gerekir.

28. Bununla birlikte  Anayasa’nın  26.  maddesi  tamamen  sınırsız  bir  ifade özgürlüğünü garanti etmemiştir. Anayasa’nın 26. maddesinin asıl işlevi herkesin  ifade özgürlüğünü korumaktır. Kamu görevlileri de toplumun diğer bütün bireyleri gibi ifade özgürlüğünden yararlanır. Bununla beraber “Temel hak ve  hürriyetler,  kişinin  topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sornmluluklarını da ihtiva eder. ” biçimindeki Anayasa’nın 12. maddesinin ikinci fıkrası kişilerin temel hak ve hürriyetleri kullanırken sahip oldukları ödev ve sorumluluklara gönderme yapar (Engin Kabadaş, B. No:  2014/18587, 6/7/2017, § 36).

29.   Öncelikle usulsüz müracaatta veya şikayette bulunmak fiili yönünden her somut olay kendi şartları içinde değerlendirilmelidir (Asker kişiye verilen disiplin cezasının ifade özgürlüğünün ihlali olduğuna ilişkin bir karar için bkz. Adem Talas [GK], B. No: 2014/12143, 16/11/2017). İfade özgürlüğünün herkese tanındığı dikkate alındığında somut olayda, bir kamu görevlisi olan başvurucunun da herkes gibi bu özgürlükten yararlanacağı açıktır. Bununla birlikte kamu görevlilerinin idarenin işleyişini ve kamu hizmetlerinin sunulmasını engelleyebilecek veya zorlaştırabilecek davranışlarının yaptırıma bağlanması makul kabul edilmelidir. Buna yönelik düzenlemeler olmadan bir kamu kurumunda kamu hizmetlerinin amaca uygun şekilde sağlanması da düşünülemez. Bu bağlamda idareyi meşgul edecek surette çok sayıda dilekçe verilmesinin disiplin müeyyidesine bağlanması, tek başına ifade özgürlüğünün ihlali sonucunu doğurmayacaktır.

30.Başvurucunun çalıştığı sağlık kurumunda idarecilerin meşguliyetlerini söz konusu şikayetlerle artırdığı yadsınamaz bir gerçektir. Üstelik muhakkik raporunda yer alan tespite göre -ki başvurucunun bu tespite itiraz ettiği bildirilmemiştir- şikayet dilekçelerinin on beş tanesi ne kendisiyle ne de mesleğiyle ilgilidir. Başvurucunun bir sendika üyesi ya da bir sendikanın o kurumdaki temsilcisi olması kendisine her konuda kurumsal işleyişe ilişkin şikayetlerde bulunma hakkını otomatik olarak sağlamaz. Sendikaların örgütlendikleri işyerlerinde mal ve hizmetlerin üretimine ilişkin süreçlere inkar edilemez katkılarının bulunduğu kabul edilmelidir. Yine de bu sendikaların ve dolayısıyla sendika  üyelerinin birincil görevlerinin işyerlerindeki mal ve hizmet kalitesinin yükseltilmesinin sağlanması değildir. Sendikaların öncelikli ve esas olarak bir işyerinde sendika üyelerinin ekonomik hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek amacıyla örgütlendikleri unutulmamalıdır

31.İkinci olarak topluluk halinde yaşamanın doğal bir sonucu  olarak  insanlar sürekli olarak bir başkasını şikayet eden ve kendilerini de şikayet etme potansiyeli bulunan kişilerin varlığından rahatsız olurlar. Bu kişilerin herhangi bir hatalı davranışı nedeniyle değil sonucundan bağımsız olarak her idari veya adli soruşturmanın kişiler hakkında rahatsız edici bazı soruşturma işlemlerini gerektirmesi nedeniyle böyledir. Soruşturmalar kişileri rahatsız eder; işyerlerinde gerilimlere, çatışmalara ve bölünmelere neden olur ve toplam mutluluğu azaltır. Tam da soruşturmaların bu etkileri nedeniyle kötü niyetli kişilerce başkalarına zarar vermek, onları huzursuz etmek veya başka saiklerle bir silah gibi kullanılması riski bulunmaktadır.

32.   Şikayet hakkı Anayasa’daki başta ifade özgürlüğü olmak üzere çok sayıda  hak  ve özgürlükle bağlantılıdır, bu nedenle somut başvuruya benzer olaylarda kamu gücünü kullanan organların ve derece mahkemelerin dikkatli bir ayrıma gitmeleri gerekir. Somut başvuruya konu olayda başvurucunun çalıştığı kurumdaki diğer mesai arkadaşları ve yöneticilerle yaşadığı gerilimleri devam ettirmek ve çatışma ortamını canlı tutmak amacı taşıdığı kabul edilmiştir. Dolayısıyla somut başvuruda başvurucunun ödev  ve sorumluluklarına uygun hareket ettiği söylenemez (bkz. § 29). Bu nedenle söz konusu müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı sonucuna varılmıştır.

33.   Demokratik toplumda gerekli olan bir müdahalenin aynı zamanda ulaşılmak istenen amaçla da orantılı olması gereklidir. Somut olayda başvurucu, uyarma cezası ile cezalandırılmıştır. Verilen disiplin cezasının kamu düzeninin ve  disiplinin  sağlanması amacını gerçekleştirmek için başvurulan araçlardan en hafifi olduğu anlaşılmış olup başvurucuya memurun görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile kendisine bildirilmesi şeklinde tanımlanan uyarma cezası verilmesinin orantısız bir müdahale olduğu söylenemez.

34.    Açıklanan gerekçelerle ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Engin YILDIRIM ve Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamışlardır.

VI.  HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A.  Başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Engin YILDIRIM ve Celal Mümtaz AKINCI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

Kararın tamamını okumak için tıklayınız

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir