Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, 80 Bin Personel Alınacağını Açıkladı

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, 80 Bin Personel Alınacağını Açıkladı
125×125

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’na ilişkin düzenlediği basın toplantısında, “Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nde öncelikle 100 günlük icraat programı genel hatları ile tekrar ele alındı. Kasım ayı içerisinde de ikinci 100 günlük icraat programı açıklanacak, bununla ilgili hazırlıklarımız devam ediyor” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’na ilişkin bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda ele alınan konular ve gündemdeki gelişmelere dair açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, basın mensuplarının sorularını da cevapladı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, kamuoyu ile canlı olarak da paylaşılan toplantıda şunları söyledi:

“Bugün Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında toplanan Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nde öncelikle 100 günlük icraat programı genel hatları ile tekrar ele alındı. Bildiğiniz gibi bunu Sayın Cumhurbaşkanımız bizzat kendileri açıklamıştı. Kasım ayı içerisinde de ikinci 100 günlük icraat programı açıklanacak, bununla ilgili hazırlıklarımız devam ediyor. Cumhurbaşkanımız kendisi bizzat bu projeleri takip etmekteler, bunların zamanlı bir şekilde ve verimli bir biçimde hayata geçirilmesi önceliklerimiz arasında yer alıyor.

“TÜRK EKONOMİSİ ULUSLARARASI YATIRIMCILARA GÜVEN VEREN BİR EKONOMİ OLMAYA DEVAM EDİYOR”

Bu noktada özellikle ekonomiyle ilgili de Hazine ve Maliye Bakanımızın da bir sunumu oldu. Özellikle Türkiye’deki pozitif yatırımının devam ettiğini tekrar ifade etmek istiyorum. Türk ekonomisi özellikle uluslararası yatırımcılara güven veren bir ekonomi olmaya devam etmektedir.

Bildiğiniz gibi ikinci çeyrek büyümemiz de yüzde 5.2 oranında geldi, bu da aslında bütün bu zorluklara, dışarıdan, içeriden, başka yerlerden gelen olumsuz etkilere rağmen Türk ekonomisinin büyümeye, üretmeye devam ettiğini gösteriyor. Önümüzdeki günlerde de Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere bütün ekonomi yönetimimizin bu konuyla ilgili alacağı tedbirler, görüşmeler, temaslar da devam edecek.

Bildiğiniz gibi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu münasebetiyle Sayın Cumhurbaşkanımızın Eylül’ün üçüncü haftasında bir New York, Amerika ziyareti olacak, orada da öncesinde ve Güvenlik Kurulu esnasında da yatırımcılarla birtakım görüşmeleri olacak, bakanlarımızın hakeza yatırımcılarla, uluslararası şirketlerle, CEO’larla görüşmeleri de devam edecek.

“EKONOMİYLE İLGİLİ BİR PANİK HAVASI YOK”

Yani ana hatlarıyla Türk ekonomisiyle ilgili bir panik havasının olmadığı burada özellikle tekrar ifade etmek istiyorum. Bu türbülans gibi görünen dönemin de kısa sürede aşılacağından biz eminiz.

Bildiğiniz gibi hafta başında yeni eğitim yılı başlıyor, bu çerçevede de Millî Eğitim Bakanımızın bir sunumu oldu Kabine üyelerine. Burada özellikle yeni dönemle ilgili alınan tedbirler takdimler edildi, onları sizinle kısaca paylaşmak istiyorum.

Öncelikle güvenlik noktasında bütün öğrencilerimizin güvenli ve huzur içerisinde yeni öğretim yılına başlaması için Millî Eğitim Bakanlığı’yla İçişleri Bakanlığımız arasında bir çalışma yapıldı, güvenlik görevlilerinin görevlendirilmesi noktasında gerekli bütün tedbirler alındı, Pazartesiden itibaren bu uygulamaları da hep birlikte göreceğiz. Yani özellikle velilerin, ailelerin bu konuda müsterih olmalarını söyleyebiliriz. İki bakanlığımızın bu konudaki çalışması inşallah somut olarak sahada da görülecek.

“60 BİN TEMİZLİK VE 20 BİN KADAR DA SİVİL GÜVENLİK GÖREVLİSİ OKULLARDA GÖREVLENDİRİLECEK”

Bunun yanında, gene Millî Eğitim Bakanlığıyla Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız arasında 60 bin temizlik, 20 bin de sivil güvenlik görevlisinin görevlendirilmesiyle ilgili bir çalışma başlatıldı. Bunlar özellikle güvenliğin yanı sıra okullarımızın temizliği, okul çevrelerinin, bahçelerinin temizliği konusunda önemli bir ihtiyaçtı aslında. Bu vesileyle bu çalışma da şu anda tamamlanma aşamasına girmiş durumda. Yine tekraren söylüyorum, Millî Eğitim Bakanlığı’yla Aile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız arasında yapılan mutabakat çerçevesinde 60 bin temizlik, 20 bin kadar da sivil güvenlik görevlisinin görevlendirilmesi konusunda mutabakata varılmış durumda.

Ben bu vesileyle yeni öğretim yılına başlayacak bütün öğrencilerimize hayırlı, bereketli, feyizli bir öğretim yılı temenni ediyorum. Aynı şekilde öğretmenlerimize, idarecilerimize, bütün yöneticilerimize de gençlerimizin ufkunu daha da açacak, onları parlak bir geleceğe hazırlayacak bir öğretim yılı olmasını temenni ediyorum.

Bir diğer tabi bildiğiniz gibi arkadaşlar önemli bir konumuz da, Cumhurbaşkanımızın da son dönemdeki yurt dışı temasları oldu. Bildiğiniz gibi gecen Cuma günü Astana Üçlü Zirvesi’nin üçüncü toplantısını yapmak üzere Tahran’daydık, orada aslında yapılan görüşmeleri ve müzakereleri canlı yayından hepiniz de izlediniz. Açıkçası bizim de beklediğimiz bir biçimde müzakere kısmı canlı yayınlandı, aslında bu da bir hayra vesile oldu. Bunu neden söylüyorum? Özellikle Cumhurbaşkanımızın insani duyarlılık noktasında ve İdlib’e yönelik muhtemel bir saldırının önlenmesi için nasıl bir gayret ve mücadele içerisinde olduğunu bütün dünya da görmüş oldu.

“İDLİB’E YÖNELİK SALDIRI DEVAM EDEN SİYASİ SÜREÇLERİ DİNAMİTLEYECEKTİR”

Bunun altını özellikle çizmek istiyorum, zira Tahran Zirvesi’nden sonra bile maalesef geçtiğimiz günler içerisinde, dün, bugün İdlib’in güney uçlarından itibaren birtakım saldırıların hâlâ devam etmekte olduğunu görüyoruz. Yani bu süreç içerisinde biz hem Tahran’daki zirvede muhataplarımıza, yani Rusya Federasyonu’na ve İran’a, hem de dünya kamuoyuna Cumhurbaşkanımızın çok açık, net çağrıları oldu, yani bu İdlib’e yönelik bir saldırının sadece bir insani felaketle sonuçlanmayacağını, bunun çok ciddi siyasi, diplomatik sonuçları olacağını da ifade ettik, etmeye de devam ediyoruz. Nitekim Cumhurbaşkanımızın bugün bir Amerikan gazetesinde yayınlanan yazısında da ifade ettiği gibi; bu konuda sadece Türkiye’nin çaba göstermesi asla yeterli değildir, dünya kamuoyunun da burada elini taşın altına koyması gerekiyor, ama bunu hakikaten samimiyetle ve ciddiyetle yapması gerekiyor.

İdlib’e yönelik bir saldırı, her şeyden önce şu ana kadar devam eden siyasi süreçleri dinamitleyecektir, ciddi bir güven bunalımına yol açacaktır, yüz binlerce insanın Türkiye’ye doğru tekrar hareket etmesine, göç etmesine sebep olacaktır. Zaten milyonlarca mülteciyi Türkiye’de barındırdığımız bir dönemde, yeni bir göç dalgasının, on binler, yüz binleri kapsayacak bir göç dalgasının Türkiye’ye dönük gerçekleşmesi başka komplikasyonları ortaya çıkaracaktır. Bunun etkileri sadece Türkiye’yle de sınırlı kalmayacaktır, buradan Avrupa’ya, başka ülkelere de sıçrayacaktır. Dolayısıyla burada bizim çağrımız; bütün dünya kamuoyunun, Batılı ülkelerin, Amerika Birleşik Devletleri’nin, bölge ülkelerinin bu konuda eşgüdüm ve koordinasyon içerisinde hareket ederek İdlib’e yönelik muhtemel bir saldırıyı durdurmasıdır.

“SURİYE’DE ÖLÜMLERİN DURDURULMASINA DÖNÜK DİPLOMATİK ÇALIŞMA YAPILMALI”

Burada bir noktanın da altını çizmek istiyorum, Sayın Cumhurbaşkanımız da bunu Tahran’daki zirvede dile getirdiler, zaman zaman Batılı ülkelerin Esed rejimi İdlib’de kimyasal silah kullanırsa müdahalede bulunuruz açıklamalarının son derece yetersiz ve tutarsız olduğunu ifade etmeliyiz. Çünkü şu ana kadar Suriye savaşında öldürülen yüz binlerce insanın yüzde 99’undan fazlası konvansiyonel silahlarla öldürüldü. ‘Kimyasal silahlar kullanılırsa müdahale ederiz, ama konvansiyonel silahlarla saldırmaya devam ederse hiçbir şey yapmayız’ anlamına gelen bu açıklamaların Suriye bağlamında oyun değiştirici bir unsur olmayacağı, caydırıcı bir nitelik arz etmeyeceği çok açık ve net olsa gerektir.

Ayrıca ‘kimyasal silah kullanırsa müdahale ederiz’ demek, ‘konvansiyonel silahlarla saldırmaya, yani şu andaki katliamları yapmaya devam edebilirsiniz’ demektir. Bunun hiçbir iler tutar tarafı olmadığı ifade etmeliyiz. Burada kimyasal ya da konvansiyonel bütün silahlarla ölümlerin tamamen durdurulmasına dönük bir çağrının yapılması, ciddi bir diplomatik çalışmanın yapılması, Esed rejimine ve onun destekçilerine yönelik birtakım başka girişimlerin devreye sokulması gerekiyor. Bu hususun altını özellikle çizmek istiyorum, çünkü bütün bu süreçte hakikaten insani duyarlılık gösteren tarafın Türkiye olduğu açık ve net bir şekilde ortada. Ama biz bir duruşumuzu sergiledik, ‘yapacağımızı yaptık, artık gerisine karışmıyoruz’ diyecek durumda da değiliz, ortada dediğim gibi insani, siyasi bir kriz var, bu büyüyerek herkesi içine çekecektir.

Dolayısıyla burada bizim beklentimiz, bütün tarafların, bütün paydaşların mutlaka bu süreç içerisinde önümüzdeki günlerde yapıcı katkılar sunacak şekilde bir tutum içine girmeleri ve İdlib’e yönelik bütün bu mahsurları ortadan kaldıracak bir siyasi çözüm üzerinde mutabık kalmalarıdır. Biz Türkiye olarak bu konudaki çalışmalarımıza devam edeceğiz, ama dediğim gibi bunu sadece Türkiye’nin omuzlarına bırakmak bu yükü ne adildir, ne de insaflı bir yaklaşımdır.

Dolayısıyla burada önümüzdeki günlerde müttefiklerimizden de ciddi katkılar beklediğimizi özellikle ifade etmek istiyorum ki Sayın Cumhurbaşkanımız da bu konuları önümüzdeki günlerde yapacağı temaslarda, ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu’nda hem yapacağı konuşmada, hem de temaslarında dile getirecek tabi ki.

“ALMANYA’YA YAPACAĞIMIZ ZİYARET, TÜRKİYE-AVRUPA İLİŞKİLERİNE DE OLUMLU KATKI SAĞLAYACAK”

Bir diğer önemli konu arkadaşlar, Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler ziyaretinin hemen ardından Almanya’ya bir devlet ziyareti gerçekleştirecekler, New York’tan Berlin’e geçmek suretiyle 28 ve 29 Eylül tarihlerinde burada iki günlük bir devlet ziyareti gerçekleşecek. Bildiğiniz gibi Almanya’yla bizim çok köklü, kapsamlı ilişkilerimiz var insani yönden, ticari yönden, siyasi, diplomatik, kültürel ve diğer alanlarda Almanya bizim Avrupa’daki önemli ortaklarımızdan birisi. Ciddi ekonomik ilişkilerimiz var, 7 binin üzerinde Alman şirketi Türkiye’de iş yapıyor, aynı şekilde 2,5-3 milyona yakın Türk Almanya’da bildiğiniz gibi yaşıyor, bunların takriben yarısı aynı zamanda Alman vatandaşı. Dolayısıyla çok güçlü bağlarımızın olduğu bir ülke, Avrupa’nın da en önde gelen lider ülkelerinden birisi. Dolayısıyla bu ziyareti biz çok son derece önemsiyoruz ve bu ziyarete son derece pozitif bir gündemle gideceğiz. Aynı şekilde Alman mevkidaşlarımızın da bu ziyaret için çok kapsamlı, içerikli bir hazırlık yaptıklarını da biliyoruz, bununla ilgili ön görüşmelerimizi de geçtiğimiz hafta zaten yaptık, bunun da iki ülke ilişkilerine, o bağlamda da Türkiye’yle Avrupa ilişkilerine de olumlu katkı sağlayacağını ümit ediyoruz.

Tabi bu arada Cumartesi günü Sayın Cumhurbaşkanımızın bir Azerbaycan seyahati olacak. Azerbaycan’ın kurtuluşunun 100. yılı aslında sayılır bu, orada önemli büyük törenler, anma programları olacak, Sayın Cumhurbaşkanımız da programlara katılmak suretiyle orada bir konuşma yapacak ve bugünde de Azerbaycanlı kardeşlerimizin yanlarında olduğumuzu bir kez daha bu vesileyle ifade edeceğiz.

ABD’NİN FİLİSTİN KURTULUŞ ÖRGÜTÜ KARARI

Dış politikayla ilgili bir diğer önemli konu da arkadaşlar, Filistin meselesi. Bir müddettir müzakerelerin durduğu, Filistin halkının daha fazla baskılara maruz kaldığı, ayrımcılığa ve izolasyona maruz bırakıldığı bir dönemden geçiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı sıfatıyla bu konuda bildiğiniz gibi gerek İslam İşbirliği Teşkilatı zirvelerinde, gerek Kudüs meselesinde, gerekse ikili ve bölgesel platformlarda bu konuyu mütemadiyen dile getiriyor, gündeme getiriyor. Tabi son gelişmeler bağlamında özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin Filistin Kurtuluş Örgütü’nün ofisini kapatma yoluna gitmesi, Trump Yönetimi’nin Filistin meselesinde tarafgir bir tutum içinde olduğunu bir kez daha teyit etmiş oluyor. Bu tabi genel olarak Amerikan yönetiminin Filistin meselesine, Orta Doğu barış sürecine nasıl baktığıyla ilgili son derece kaygı verici, endişe verici bir tutum içerisinde olduğunu göstermektedir.

Filistin Kurtuluş Örgütü; Filistin halkının özgürlük mücadelesinin önemli kurumlarından biridir, siyasi meşruiyeti vardır. Bunun ofisinin kapatılması, görevlilerinin ülke dışına çıkartılması veya gönderilmesi, gidin denmesi, açıkçası burada Amerika’nın iddia ettiği gibi tarafsız bir arabulucu olma vasfını yitirdiğini göstermektedir.

“FİLİSTİN HALKININ MEŞRU DAVASINDA YANLARINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

Bu bağlamda yine Birleşmiş Milletler Mülteciler Komiserliği olarak bildiğimiz UNHCR’ın bütçe payının kesilmesi Amerika Birleşik Devletleri tarafından verilen bir başka endişe kaynağıdır. Bu hizmetlerden yarım milyondan fazla Filistinli bildiğiniz gibi istifade etmektedir. UNHCR’ın sağladığı hizmetlerin de çok büyük bölümü aslında eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçlarla ilgilidir, siyasi bir tarafı da yoktur. Dolayısıyla burada gençlerin, çocukların, yaşlıların faydalandığı bir programdan bahsediyoruz. Adeta Filistinlileri cezalandırırcasına bu tür kararların alınmasını da biz asla kabul etmiyoruz, bunları kınıyoruz, bunları Filistin halkına yönelik bir haksızlık ve hakaret olarak değerlendiriyoruz. Ama biz tabi ki çaresiz değiliz, elimiz, kolumuz bağlı oturup bu süreci izlemeyeceğiz. Cumhurbaşkanımız İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı olarak bununla ilgili bir kampanya zaten başlatmıştı, gene hem İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerle, hem diğer dünya ülke lideriyle de bu konuda görüşmelerini devam ettirecek. Avrupa Birliği başta olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri’nin kestiği fonların telafi edilmesi, o katkı payının başka kaynaklardan sağlanması konusunda da bir dizi girişim oldu biliyorsunuz. Biz Türkiye olarak da bu sürecin içinde olmaya devam edeceğiz ki biz zaten şu anda da UNHCR’ın Danışma Kurulu Dönem Başkanlığı’nı da yürütmekteyiz Türkiye olarak. Dolayısıyla biz burada Filistin halkının meşru davasında yanlarında olmaya devam edeceğiz.

“FİLİSTİN HALKININ İRADESİNİ DİKKATE ALMAYAN HİÇBİR ÇÖZÜMÜN ÇÖZÜM OLMAYACAĞINI HERKESİN BİLMESİ GEREKİYOR”

Fakat özellikle iki devletli çözümün hayata geçirilmesi, Kudüs’ün statüsünün korunması ve mültecilerin ülkelerine dönme haklarının kendilerine verilmesi, yani Filistinli mültecilerin, noktasında biz girişimlerimizi devam ettireceğiz. Filistin halkının bir bütün olarak iradesini dikkate almayan hiçbir çözümün çözüm olmayacağını herkesin bilmesi gerekiyor. Bu hususu özellikle ifade etmek istiyorum, çünkü zaten işgal altında yaşayan Filistin halkının şu veya bu gerekçeyle tekrar bir yalnızlığa, izolasyona, ambargolara maruz kalması asla ve asla kabul edilemez. Yani öz yurdunda adeta bir parya hâline getirilmesi Filistin halkının, bütün insanlığın vicdanını sızlatmalıdır.

“TERÖRLE MÜCADELE SON DÖNEMDE OLUMLU NETİCELER VERİYOR”

Bir diğer önemli konu da sizinle paylaşmak istediğim arkadaşlar, terörle mücadele konusu. Bu konuda İçişleri, Millî Savunma Bakanlığı ve Millî İstihbarat Teşkilatımızın da sunumları oldu Kabine Toplantısı’nda. Terörle mücadelenin son dönemde son derece olumlu neticeler verdiğini hepimiz görüyoruz. Özellikle son yıllarda terör örgütüne katılım noktasında çok ciddi düşüşlerin olduğunu, terör örgütleri mensuplarının hem Türkiye topraklarında, hem de sınır ötesinde, Suriye, Irak ve diğer bölgelerde etkisiz hâle getirildiğini ve bu başarı oranın her gün biraz daha arttığını memnuniyetle görüyoruz. Bu, Cumhurbaşkanımızın tarif ettiği şekliyle tehdidi ve terörü doğduğu yerde ortadan kaldırma stratejisinin bir tatbikidir. Ve ilgili kurumlarımız, İçişleri Bakanlığımız, Millî Savunma Bakanlığımız, Silahlı Kuvvetlerimiz, Millî İstihbarat Teşkilatımız da son derece iyi bir eşgüdüm ve koordinasyon hâlinde, iş birliği içerisinde bu stratejiyi hayata geçiriyorlar.

Tabi terörle mücadele sadece teröristle mücadeleden ibaret değil, güvenlik bahsi söz konusu olduğunda başka başlıklar da var, uyuşturucuyla mücadele, organize suçlarla mücadele, düzensiz güçle mücadele ve benzeri konularda da ilgili kurumlarımız çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürüyorlar.”

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir