Tanıklıktan Çekilme Halleri

Tanıklıktan Çekilme Halleri
125×125

Kimler Tanıklıktan Çekilebilir ?

Soruşturmacı olarak görevlendirilenlerin yapmış oldukları soruşturma esnasında en fazla dikkat etmeleri gereken durumlardan biriside tanıklıktan çekilebilecek olanların kimler olduğu hususundadır.Bu nedenle soruşturmacı  tanıkları dinlenmeden önce tanıklıktan çekinme halinin olup olmadığı incelenmelidir.Yazımızın aşağıda yer alan kısmında tanıklıktan çekilebilecek olanları başlıklar halinde açıklamaya çalıştık.Tanıklıktan çekilecek olanlar isterlerse tanıklık yapabilirler.

* Bu maksatla tanığın; hakkında ön inceleme yapılan şüphelinin; – Nişanlısı, – Evlilik bağı kalmasa bile eşi,

– Kan veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu, üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan hısmı veya ikinci dereceye kadar (bu derece dahil) kayın hısımlığı (ana, baba, dede, nine ve bunların ana, babaları, çocuklar, torunlar, üvey ana ve baba, üvey çocuklar, üvey torunlar, kardeşler, amca, hala, dayı, teyze, yenge, yeğen, enişte, kayınvalide, kayınpeder, kayınbirader, baldız, görümce)- Evlatlık bağı olup, olmadığı öğrenilir.

* Bu gibi kimselere dinlenmeden evvel tanıklıktan çekinme hakları olduğu söylenir. Buna rağmen tanıklık yapmak isterlerse durum tutanağa kaydedilerek dinlenirler ancak dinlenme esnasında her an çekinme haklarını kullanabilirler.

* Keza, tanık kendisine sorulan soruya vereceği cevap ile kendisini veya yukarda sayılanları ceza takibatına uğratabilecek ise cevap vermekten çekinebilir.

* Avukatlar, hekimler, diş hekimleri, eczacılar, ebeler ile bunların yardımcıları, mali müşavirler ve noterler, bu sıfatları dolayısıyla öğrendikleri bilgiler sebebiyle tanıklıktan çekinebilirler. Ancak, avukatlar, stajyerleri ve yardımcıları dışında kalan kişiler, ilgilinin onay vermesi halinde tanıklıktan çekinemezler.

* Yukarıda belirtilen haller nedeniyle tanık, tanıklıktan çekinir ise sebebini bildirir ve bu husus yeminiyle onaylanır.

* Devlet sırları ile ilgili tanıklıkta CMK’nın 47 nci maddesindeki hükümlere göre işlem tesis edilir.

  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/454 karar sayılı KARARI :

“…Tanıklıktan çekinme hakkı olan kimseye, bu hakkı dinlemeye başlamadan önce hatırlatılmalı, bu hakkı kullanıp kullanmayacakları hususu sorulup, keyfiyet tutanağa yazılmalıdır. Tanıklıktan çekinme hakkıbulunan bir kimsenin bu hakkının kendisine hatırlatılması zorunlu olduğundan, bu hak hatırlatılmadan dinlenilmesi halinde beyanlarının delil olarak değerlendirilmesi de artık mümkün değildir. Tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyusu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir. Herkes tanık olma ehliyetine sahip olduğundan çocuklar ve akıl hastalarının da tanıklığına başvurabilecektir. Ancak tanığın anlatımlarına itibar edilip edilmeyeceği yargılama makamının takdirindedir. Ceza muhakemesinde, tanık dinlemeye yetkili makam soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise, mahkeme, naip hakim veya istinabe olunan hakimdir. Tanıklık, kamu hukukundan doğan toplumsal bir ödevdir. Bu nedenle tanığın, hukuka uygun olarak yapılan davet üzerine adli makamlar önüne gelmek, bildiklerini doğru olarak anlatmak ve yemin etme ödevi bulunmaktadır. Bununla birlikte ceza muhakemesinde tanığa bazı haklar da tanınmıştır. Tanığın; tanıklıktan çekinme,kendisi ve yakınları aleyhine açıklamada bulunmaktan çekinme, haklarını öğrenme, korunma, tazminat ve masraflarını isteme hakkı vardır. Tanığı dinleyecek olan makam tarafından önce tanığın kimliği ve güvenirliği belirlenmelidir. Bu amaca yönelik olarak tanığın adı, soyadı, yaşı, işi, yerleşim yeri, işyeri, geçici olarak oturduğu yerin adresi, varsa telefon numaraları, şüpheli, sanık veya mağdurla olan ilişkisine dair sorular yöneltilecektir. Bu şekilde tanığın kimliği, olayın tarafları ile olan ilişkisi ve güvenirliğine ilişkin bilgiler alındıktan sonra tanığa hakları hatırlatılmalı, bu hatırlatma yapıldıktan sonra da tanıklık görevinin önemi ve uyması gereken kurallar anlatılmalıdır. Tanık, şüpheli ve sanıkla aralarındaki yakınlık nedeniyle tanıklıktan çekinebileceğine ilişkin olan CMK’nun 45. maddesine göre, şüpheli ve sanığın nişanlısı, evlilik bağı kalmasa bile eşi, kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu, üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları, aralarında evlatlık bağı bulunanlar tanıklıktan çekinebilecektir. Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanuni temsilcilerinin rızasıyla, tanık olarak dinlenebilecek, kanuni temsilci, şüpheli veya sanık ise bu kişilerin çekinmesi konusunda karar veremeyecektir. Bu durumda kimin tanığın tanıklıktan çekinme hakkı konusunda karar vereceği kanunda gösterilmemiştir. Ancak yaş küçüklüğü durumunda çocuğun anne ve babasından birisi şüpheli ve sanık ise diğerinin rızasıyla çocuk tanık olarak dinlenebilir. Tanıklıktan çekinme hakları olan kimselere, bu hakları dinlemeye başlamadan önce hatırlatılmalı, bu hakları kullanıp kullanmayacakları hususu sorulup, keyfiyet tutanağa yazılmalıdır. Tanıklıktan çekinme hakkı bulunan bir kimsenin bu hakkının kendisine hatırlatılması zorunlu olduğundan, bu hak hatırlatılmadan dinlenilmesi halinde beyanlarının delil olarak değerlendirilmesi de artık mümkün değildir.Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Maktul ile sanığın eşi N.’in aynı işyerinde çalıştıkları, olaydan dört yıl kadar önce maktulün N.’e onu sevdiğini, onunla evlenmek istediğini söylediği, N.’in bu teklifi kabul etmediği ancak maktulle de görüşmeye devam ettiği, N.’in olaydan altı ay kadar önce durumu eşi sanığa anlattığı, bunun üzerine sanığın maktulle görüştüğü, bu görüşmede maktulün sanığa da N.’i sevdiğini, onunla evleneceğini, aradan çekilmesini söylediği, sanığın bu teklifi kabul etmediği, bu görüşmeye rağmen N.’in olay gününe kadar maktulle irtibatını devam ettirdiği, olaydan bir gün önce de sanığın maktul ile aynı konuda görüştüğü, bu görüşmede de maktulun sanığa N. ile arasından çekilmesini söylediği, olay günü saat 15.34’te maktulün telefonla N.’i aradığı, bu görüşmeden sonra mesajlaşmaya devam ettikleri, son mesajın maktul tarafından 21.24’te gönderildiği, 21.45 sıralarında sanığın evinin bulunduğu sokakta iki el silah sesi duyulduğu, maktulün sanığın evinin önünde ölü olarak bulunduğu, sanık ve hakkında beraat kararı kesinleşen N.’in suçlamaları kabul etmediği anlaşılan ve görgü tanığı bulunmayan olayda, yerel mahkemenin hükme esas kabul ettiği ve mahkumiyet kararına dayanak oluşturduğu en belirleyici delilin sanığın oğlu Ö. F. T.’in anlatımları olduğu, tanığın soruşturma aşamasında usulüne uygun olarak Cumhuriyet savcısı tarafından beyanının alınmadığı, yargılama aşamasında da CMK’nun 45. maddesi uyarınca tanıklıktan çekinme hakkı olduğu hatırlatılmadan beyanının alınması suretiyle usul kurallarına aykırı davranıldığı anlaşıldığından, yerel mahkeme hükmünün sair yönleri incelenmeksizin öncelikle belirlenen bu usuli nedenden dolayı bozulmasına karar verilmelidir…”

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir