Disiplin Cezasında Ölçülülük İlkesi

Disiplin Cezasında Ölçülülük  İlkesi
125×125

Disiplin Soruşturma

Disiplin Cezasında Ölçülülük İlkesi

657 sayılı Devlet memurları kanununun disipline ilişkin hükümlerine bakıldığında devlet  kamu hizmetlerinin uyum ve düzen içinde yürütülmesini sağlamak amacıyla hizmeti sunan kamu görevlileri için disiplin düzenlemeleri içeren kurallar öngörmüş  ve bu kurallara uyulmasını temin etmek amacıyla çeşitli disiplin yaptırımları belirlemiştir.Ancak memur tarafından yapılan disipline aykırı iş ve işlemlerle bu işlemlere uygulanacak olan ceza veya yaptırım arasında adil bir dengenin bulunması gerekmektedir.Bu dengenin sağlanması hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir.

Memurun işlemiş olduğu suç veya eylem ile bu suça uygulanacak olan ceza arasında adil bir denge olması  , “ölçülülük ilkesi” olarak da adlandırılmaktadır.Ölçülülük ilkesinin alt ilkelerini de elverişlilik, zorunluluk ve orantılılık ilkeleri oluşturmaktadır.“Elverişlilik ilkesi”, öngörülen yaptırımın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “zorunluluk ilkesi” öngörülen yaptırımın ulaşılmak istenen amaç bakımından zorunlu olmasını ve “orantılılık ilkesi” ise öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken orantıyı ifade etmektedir.

Bu ilkeler doğrultusunda memura verilecek olan cezalarda fiilin ağırlığına göre ceza uygulanmalıdır.Örneğin memurun işlemiş olduğu bir fiilde ihmal bulunmakta iken idarece gerekli araştırmalar yapılmadan kast ile yapılmış bir işlem olarak değerlendirilerek cezanın kast üzerinden verilmiş olması ölçülülük ilkesine aykırı bir davranış olacaktır. Danıştay Başkanlığınca verilen bir çok kararda işlenen suç ile verilen ceza arasında adil bir dengenin olmadığı durumlarda ölçülülük ilkesine atıfta bulunularak ilgili disiplin cezaları iptal edilmiştir.Disiplin cezalarına ölçülülük ilkesine örnek olması açısından Danıştay Başkanlığınca daha önceki yıllarda verilmiş iki kararı yazımız ekinde yayımlıyoruz.

Danıştay 12. Daire Başkanlığı         2016/8855 E.  ,  2017/461 K.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125/E-(f) maddesinde; “Amirlerine, maiyetindekilere ve iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak” fiili, Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller arasında sayılmıştır.
Dosyanın incelenmesinden; müdür yardımcısı olarak görev yapan davacı hakkında, koridorda ilkokul müdürüne tokat attığı ve tekmelediği yönündeki müdürün olay günü verdiği şikayet dilekçesi üzerine başlatılan soruşturma sonucunda düzenlenen Soruşturma Raporunda; davacının bahse konu eyleminin sübut bulduğu, belirtilen fiilinin ise “iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak eylemi” kapsamında olduğu değerlendirilerek davacı hakkında 657 sayılı Kanun’un 125/E-(f) maddesi uyarınca Devlet memurluğundan çıkarma cezası yönünde teklif getirildiği, bu doğrultuda Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’nun işlemi ile davacının Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılması üzerine, bu işlemin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Soruşturma raporunda yer alan ifadeler incelendiğinde; olayın tarafları dışında 11 kişinin ifadelerinin alındığı, bahse konu darpa maruz kalan ilkokul müdürünün olay anında yanında bulunan aynı okulun müdür yardımcısı ve olay esnasında dersten çıkan bir öğretmeninin, davacının müdürü tekmelediği yönünde beyanda bulunmalarına karşın, genel olarak ifadelerine başvurulanların olay anında gürültü duydukları, fiili tecavüz görmedikleri yönünde beyanda bulundukları, davacı ile davacının şahit gösterdiği iki kişinin ifadelerinden ise, davacının müdürü iterek yere düşürdüğü anlaşılmaktadır.

Bu durumda; davacının eyleminin disiplin cezası verilmesini gerektirdiği tartışmasız olmakla birlikte, 657 sayılı Kanun’un 125/E-(f) maddesinde yer alan Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile bu bağlamda “fiili tecavüz” olarak nitelendirilen itme eylemi arasında adil bir dengenin bulunmadığı açık olduğundan, davacının Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukuka uyarlık, bulunmamaktadır.

Danıştay 12. Daire Başkanlığı         2016/8859 E.  ,  2017/321 K.

Soruşturma kapsamında yer alan tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacının Başbakan’ın konvoyu geçerken “o…..çocuğu” şeklinde bağırdığı hususunun sübuta erdiği anlaşılmakla birlikte, davacının eyleminin memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareket olarak nitelendirilmesi suretiyle 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin (E) bendinin (g) alt bendinde yer alan fiil kapsamında görülerek meslekten çıkarılmasının ölçülülük ilkesine aykırılık oluşturacağı sonuç ve kanaatine varılmıştır.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir